SAĞLIK Kösesi Unutmayinki bu sitedekiler sadece Bilgi amaclidir. Uzmanlara mutlaka danismanizi tavsiye ederiz!!

Meme Kanseri !
Sağlığımız için 10 Test ve Sara Hastalığı
Şeker Hastalığına Son !
Hangi gıda kaç kolori? Kalori Cetveli
Saç dökülmesi ve Saç bakımı
Şifalı Bitkiler...Mutfaktaki Eczane !!
Kilolular için özel Diyet
>>Şişmanmısınız? Zayıfmı ?Kilonuz Normal mi? Test edin? TIKLAYIN
>>Hayat yaşamaya değer..Hayatın Sırrı ve Risk TIKLAYIN
>>Sigaranın zararlarını biliyormusunuz..Çok geç olmadan Sigarayı bırakın..hemen !TIKLAYIN
>> Depresyonda mısınız test icin TIKLAYIN
>>Zayıflamak isteyenler !Kilolular için özel Diyet TIKLAYIN
>>Gözleriniz iyi görüyormu? Renk Körleri için..Renk Körlüğü Testi ! TIKLAYIN
>>Hastalıklar ve tadavilerinde kullanılan doğal ilaçlar. TIKLAYIN
>>Mutlaka öğrenin, İlk Yardım nasıl yapılır.. nelere dikkat edilmeli? TIKLAYIN

KENDİNİZE  BAKTIĞINIZDA AMAN DİKKAT EDİN !

1.Tırnaklar :
Tırnaklarınıza dikkatle bakın. Eğer hafif mavilik yada; morluk görürseniz bu bir kalp hastalığıyla karşı karşıya olduğunuz anlamina gelebilir. Tırnaklarınızın aşırı kalın olması ya da üstlerinde tümsekler olması da nefes alma hatta akciğer sorunlarıyla karşı karşıya olduğunuzu gösterebilir.

2. Nefeslerinizi sayın :
Eğer dakikada 15 kez ve daha altında nefes alıp veriyorsanız sağlıklı ciğerlere sahipsiniz demek… Eğer 25 kez nefes alıp veriyorsanız o zaman sağlığınıza dikkat etmelisiniz.

3. Gözler :
Aynada gözlerinizden birine bakın. İris'in etrafında beyaz bir daire varsa kolesterol seviyeniz yüksek anlaşıla geliyor. Bu aynı şekilde yaklaşan kalp sorunlarının da en büyük habercisi.

4. Avuç içinize bakın :
Avuç içlerinize dikkatle bakın. Eğer kırmızı ve lekelilerse karaciğerinizde sorun var demek.

5. Hafıza kontrolü :
Bir tepsinin üstüne rasgele 10 eşya koyun. Tepsiye sadece 10 saniye bakın. Kaç tanesini hatırlayabildiniz? İyi bir hafızanızın olması Alzheimer'le karşılaşma riskinizin daha az olacağı anlaşıla geliyor.

6. Kas kontrolü :
Sırt üstü yatın. Bacaklarınız dümdüz olsun. Bir bacağınızı havaya kaldırın. Bir kişinin ayağınıza bastırmasını isteyin. Eğer bacağınız yere düşüyorsa,kaslarınız da bir zayıflık olduğu anl¤¤¤¤¤ geliyor.

7. Görünüş :
Gözünüzün hemen altında elmacık kemiğiniz üzerine bir cetvel yerleştirin. Sonra cetvelin üstüne bir kredi kartı yerleştirin kartı en rahat okuduğunuz uzaklığı ölçün.
Ne kadar yakına gelirse gelsin kartı rahat okuyabiliyorsanız göz sağlığınızın iyi olduğu anl¤¤¤¤¤ geliyor.

8. Tiroit misiniz? :
Kollarınızı yere paralel olarak tam karşınızda birşeye uzanıyormuş gibi uzatın. Ellerinize dikkat edin. Eğer elleriniz bu pozisyonda titriyorsa o zaman tiroit olma riskiniz çok.

9. Düz yürümek :
Yere bir metre uzunluğunda bir çizgi çizin. Üzerinde rahat rahat yürüyebiliyorsanız, vücudunuzun koordinasyonu iyi işliyor demektir.

10. Doğum kilonuz :
Annenize kaç kilo doğduğunuzu sorun. 3 kilonun altında doğmuşsanız kalp sorunlarıyla karşı karşıya kalabilirsiniz.

11. Beliniz kalın mı? :
Vücut şekliniz elmaya benziyorsa, yani yağlarınız belinizin çevresinde toplanıyorsa, kalp sorunu yaşama riskiniz daha fazla.

12. Tuvalet sıklığı :
Her 3 saatte bir tuvalete birden çok gitme ihtiyacı mı hissediyorsunuz? Diyabetin en erken alarmlarından biri sık sık tuvalete gitmektir.

13. Nabız kontrolü :
Nabzınız ne kadar yavaş atıyorsa o kadar uzun yaşayacaksınız demektir. Yani nabzınız 70′in altındaysa sağlıklısınız anl¤¤¤¤¤ geliyor.

14.Dişlerinizi fırçalayın :
Eğer dişleriniz kanıyorsa, kalbiniz tehlikede demektir.

15. Parmak uzunluğu :
İşaret ve yüzük parmakları aynı uzunlukta olan kişilerin kalp krizi geçirme riski daha fazla.

16. Ayak bilekleri :
Baş parmağınızla ayak bileğinizin arka kısmına bastırın. Eğer bastırdığınız noktada çok fazla çukurluk oluşuyorsa, o zaman kalp, akciğer, böbrek sorunlarıyla karşı karşıya kalabili rsiniz

YEMEKLERDEN HEMEN SONRA YAPILMAMASI GEREKEN 7 ŞEY:

* Sigara içmeyin: Uzmanlarca yapılan deneyler, yemeklerden hemen sonra içilen bir sigaranın 10 sigaraya eşdeğer olduğunu kanıtlamıştır.(Kanser olma riski daha yüksek.)

* Hemen meyve yemeyin: Yemeklerin peşinden yenen meyveler midenin havayla davul gibi şişmesine neden olur.

* Çay içmeyin : Zira çay yaprakları yoğun asit içerir. Bu madde tükettiğimiz gıdalardaki proteğinin hazmını zorlaştırıyor.

* Kemerinizi gevşetmeyin: Yemekten sonra kemeri gevşetmek kolaylıkla bağırsak düğümlenmesine ve tıkanmasına neden olur.

* Banyo yapmayın: Banyo yapmak ellerdeki, bacaklardaki ve vücuttaki kan akışını hızlandırır, böylece mide çevresindeki kan miktarı bu durumda azalır. Bu da midemizin sindirim sistemini zayıflatır.

* Yürümeyin: İnsanlar çoğu zaman, yemeklerden sonra 100 adım yürümek 99 yaşına kadar yaşamanızı sağlar derler. Gerçekte bu doğru değildir. Yürümek sindirim siteminin aldığımız gıdalardan besinlerin emilimini engeller.

* Hemen uyumayın: Aldığımız gıdalar yeterince sindirilemez. Bu durum bağırsağımızda gastrit ve enfeksiyona önderlik eder.

MİGREN

Bilimadamları, migrene neden olarak çok az ya da çok fazla uyku, açlık, parlak ışıklar, belirli gıdalar, kadınların östrojen seviyelerindeki dalgalanmaların neden olduğunu keşfetti. Kansas Üniversitesi'nden Dr.K.Michael Welch, nörolojik verilerini Ulusal Sağlık Enstitüleri'nin toplantısında duyurdu. Dr.Welch, "Migren olağanüstü heyecanlanan nöronlar, yani beyin sinir hücrelerinden kaynaklanıyor. Bu hücreler beynin arkasına sinyaller gönderiyor. Sinyaller, bir göle atılan taş misali dalgalar halinde yayılıyor ve ağrı merkezlerine ulaşıyor. Kan akışı birden fırlıyor, dalga geçince aniden düşüyor. Kan basıncındaki anlık, müthiş farklılıklar ya da beyin sapındaki hareketlenmeler migrene yol açabilir. Bu verilerin ardından migrene yakında çok hızlı müdahale edebileceğiz. Bazen baş ağrıları öncesinde hastanın gözünde şimşekler çakıyor. Bazı hastalar o korkunç ağrılardan migrenin sorumlu olduğunu farketmiyor ve tedaviye başvurmuyor. Migrenin tedaviyle denetim altına alınması önemlidir. Migren krizleri sık, sık vurduğunda beyindeki ağrı kronikleşir" dedi.

New York'taki Albert Einstein Tıp Fakültesi'nden Dr.Richard Lipton hastalarının yüzde 20'sinin ilaçla migrenin üstesinden gelebileceğini, ancak uzmanların tedaviyi bilmediklerini, sınırlı sayıda hastanın en güçlü ilacı aldığına dikkat çekti.
Bilim adamları yakın zamanlara kadar genişleyen kan damarlarının migrenden sorumlu olduğuna inanıyor ve ağrı kesicilerle bu damarları daraltmayı öneriyordu. Philadelphia'daki Thomas Jefferson Üniversite Hastanesi'nden Dr.Stephen Silberstein, sinir hücrelerini denetleyen, epilepsi için verilen ilaçların migren tedavisinde de kullanıldığını belirtti. Kadınların hormon tedavisiyle östrojen düzeylerinin denetim altına alındığını, bunun migreni de dizginlediği kaydedildi. Uzmanlar, "Vazgeçmeyin. bir ilaç ağrınızı kesmezse bir başka ilacı deneyin" uyarısında da bulunuyorlar.

Araştırmacılar, fiziksel aktivitelerini artıran kadınların, beyin kanaması ve inme riskini azalttıklarını açıkladılar. Amerikan Tıp Birliği yayın organı JAMA'da yer alan araştırma raporunda, günde 30 dakika yürüyüş yapan kadınlarda inme riskinin azaldığı, yürüyüşün uzun adımlar ve enerjik uygulanmasıyla bu faydanın daha da arttığı bildirildi. Harvard Tıp Okulu Halk Sağlığı doktorlarından Frank B. Hu ve arkadaşları, 8 yıl süreyle 40-65 yaş arasında 72 bin 488 kadın hemşire üzerinde araştırmalar yaptı.

1986-1994 yıllarında araştırmaya katılan kadınlar arasında 407 kişide inme ve beyin kanaması saptandı. Araştırmacılar, inme riskinin fiziksel aktivite içinde olan kadınlarda daha az olduğunu ve her gün 30 dakikalık yürüyüş ve egzersiz ile tüm inme risklerinin azaltılarak, ortadan kaldırılabileceğini belirlediler.

ŞEKER HASTALIĞI, DİYABET HASTALIĞI

Diyabet nedir? Nasıl meydana gelir?
Diyabet, başta karbonhidratlar olmak üzere protein ve yağ metabolizmasını ilgilendiren bir metabolizma hastalığıdır ve kendisini kan şekerinin sürekli yüksek olması ile gösterir. Diyabet hastalarındaki temel metabolik bozukluk, kan yoluyla taşınan glükozun (şekerin) hücrelerin içine girememesidir. Normal koşullarda besinlerden elde edilen veya karaciğerdeki depolardan kana salınan glükoz pankreas tarafından salgılanan İNSÜLİN hormonunun yardımıyla hücre içine girer ve orada yakılarak enerjiye dönüşür. Hücrelerin üzerinde değişik maddelerin girmesine izin verilen kapılar vardır. Bu kapılar normalde kilitlidirler ve uygun anahtar varlığında açılırlar. Diyabet, hücrelerin üzerindeki glükoz kapısının açılamaması durumudur. Bu örnekten ilerlersek diyabet, anahtar işlevi gören İNSÜLİN hormonu yetersizliğine ve/veya insülinin etkilediği reseptörlerin (hücre kapısındaki kilidin) bozukluğuna bağlı gelişmektedir.

Kaç tip diyabet vardır? Diyabet sıklığı ne kadardır?
Nedenlerine göre bir çok diyabet tipi olmakla birlikte diyabet vakalarının çok büyük bir kısmını Tip 1 ve Tip 2 diyabet vakaları oluşturmaktadır.

Tip 1 Diyabet
Daha çok çocuklarda ve genç erişkinlerde görülür. Tip 1 diyabet, pankreasta bulunan ve insülin üreten beta hücrelerinin otoimmün bir süreç (vücudun bağışıklık sisteminin kendi hücrelerini tanıyamaması) sonunda zedelenmesi ile meydana gelmektedir. Mutlak veya görece bir insülin yetersizliği olduğundan hastalar ömür boyu insülin hormonunu dışarıdan (enjeksiyon yoluyla) almak zorundadırlar. Bu nedenle Tip 1 diyabet İnsüline Bağımlı Diyabet (Insulin Dependent Diabetes Mellitus=IDDM) olarak da isimlendirilmektedir. Genel olarak toplumdaki diyabet vakalarının %10’unu Tip 1 Diyabet vakaları oluşturmaktadır. Çocukluk çağında Tip 1 diyabet sıklığı ülkeler (bölgeler) arasında farklılık göstermekte ve her yıl 15 yaş altındaki 100.000 çocuktan 1-42’sinde diyabet gelişmektedir. Tip 1 diyabet genel olarak kuzey ülkelerinde daha sık görülmektedir.

Tip 2 Diyabet
Sıklıkla erişkinlerde ve şişman (obes) kişilerde görülmektedir. Tip 2 diyabetli hastalarda insülin salgılanmasındaki yetersizlikten çok dokulardaki insülin reseptörlerindeki direnç (rezistans) sonucunda glükoz metabolizması bozulmaktadır. Tip 2 diyabetin kuvvetli bir genetik yatkınlık zemininde geliştiği bilinmekle birlikte, genetik mekanizmalar tam olarak aydınlatılamamıştır. Tip 2 diyabetliler hastalıklarının başlangıcında ve sıklıkla çok uzun bir süre insülin ihtiyacı olmaksızın yaşamlarını sürdürebilmektedirler. Bu nedenle Tip 2 diyabet İnsüline Bağımlı Olmayan Diyabet (Non-Insulin-Dependent Diabetes Mellitus= NIDDM) olarak da isimlendirilmektedir. Genel olarak erişkin nüfusta %4-8 oranında Tip 2 diyabet görülmektedir.

Diyabetin bulguları nelerdir?
Diyabete bağlı klinik bulgular vücuttaki karbonhidrat, protein ve yağ metabolizmasının bozulmasına bağlıdır. İnsülin eksikliği ve/veya insülin direnci nedeniyle hücrelere giremeyen glükoz belli bir serum düzeyini (180mg/dl) aştığında idrarla atılmaya başlar. Böbreklerden atılan glükoz beraberinde sıvı atılımını da arttırır ve sonuçta ÇOK VE SIK İDRAR YAPMA (POLİÜRİ) olur. Vücut, poliüri ile olan sıvı kaybını karşılamak için ÇOK SU İÇİLİR ve bu da POLİDİPSİ olarak isimlendirilir. Organizma, enerji kaynağı olarak glükozu kullanamayınca bir taraftan İŞTAH ARTAR diğer taraftan yedek enerji depoları olan yağlar ve proteinler yıkılmaya başlar ve bunun sonucunda iştah artmasına rağmen KİLO KAYBI olur. Bu klasik bulguların dışında diyabet hastalarında ÇABUK YORULMA, GÖRME BULANIKLIĞI, SIK DERİ ENFEKSİYONU, KADINLARDA VAJİNAL MANTAR ENFEKSİYONU gibi bulgular da görülür.

Diyabet tanısı nasıl konur?
Diyabet tanısı, çeşitli uluslararası kuruluşların (WHO, Amerikan Ulusal Diyabet Veri Gurubu=NDGG) belirlediği ölçütlere göre konmaktadır. Bu ölçütler:

*Klasik diyabet bulguları olan bir kişide herhangi bir zamanda ölçülen plazma glükoz düzeyinin 200 mg/dl'ye eşit ya da üzerinde olması,

*En az 8 saatlik aç (kalori almayan) bir kişide plazma şekerinin 140 mg/dl'ye eşit ya da üzerinde olması. Yakın zamanda Amerikan Diyabet Birliği açlık kan kekeri sınırını 126 mg/dl'ye eşit ya da üzerinde olarak belirlemiştir.

*Şeker yükleme testinde (OGTT) 2. saatdeki plazma glükoz düzeyinin 200 mg/dl'ye eşit ya da üzerinde olması.

Gizli şeker nedir?
Halk arasında gizli şeker olarak isimlendirilen durum, normal glükoz dengesi ile diyabet arasındaki metabolik durumu ifade etmektedir. Normalde açlık plazma şekerinin 110 mg/dl olması gerekmektedir. İşte açlık plazma şekerinin 110 mg/dl'nin üzerinde fakat 140 mg/dl'nin altında (yeni kriterlere göre 126 mg/dl) olması bozuk glükoz toleransı olarak tanımlanmaktadır. Benzer şekilde şeker yükleme testi yapılan kişilerde 2. Saatdeki plazma glükoz düzeyininin 140 mg/dl'nin üzerinde fakat 200 mg/dl'nin altında olması da bozuk glükoz toleransı olarak isimlendirilmektedir. Bu durumdaki kişilerin gün boyu kan şekerleri normaldir ve diyabetin klasik bulguları görülmez. Bununla birlikte bu kişiler Tip 2 diyabet için en riskli grupta olduklarından yaşam biçimlerini yeniden düzenlemeleri gereklidir.

Hipoglisemi
Kan şekerinin düşüklüğü ve buna bağlı olarak terleme, çarpıntı, baş dönmesi, bulanık görme, konsantrasyon güçlüğü ve koma gibi belirtilerin açığa çıkmasıdır. Diabetin yaşamı tehdit eden olumsuz bir sonucudur. Acil tedavisi gerekir. Özellikle uzun sürdüğünde veya çok sık olduğunda beyinde kalıcı hasar bırakabilir.

Nedenleri
Özellikle insülin tedavisi alan hastalarda sık görülen bir olumsuz sonuçtur. Ağızdan ilaç kullanan hastalarda da görülebilir.Uygulanan tedavi ile hastanın gıda alımı ve/veya egzersiz programı arasında bir uyumsuzluğu gösterir. Hastanın tedaviye uyumuna rağmen hipoglisemi oluyorsa tedavinin yeniden düzenlenmesi gerekir. Bunun yanısıra gıda alımının yetersiz oluşu veya gecikmesinde, uzun süreli ve programsız egzersiz yapıldığında gözlenir. Alkol ve bazı ilaçlar da hipoglisemiye yol açabilir. Enfeksiyon hastalığı döneminde artmış insülin gereksiniminin iyileşme döneminde azalmasına rağmen insülin dozunda yeni düzenlemenin yapılmamış olması da bir diğer sebeptir.

Tedavisi
Hipogliseminin önlenmesi için diabet hastasının tedavisine ve yaşam biçimine çok dikkat etmesi ve hipoglisemi hakkında bilgi sahibi olması gerekir. Tedavinin amacı hipoglisemiye ait belirtilerin düzeltilmesi, beyin hasarına izin verilmemesi ve hipogliseminin tekrarının önlenmesidir. Hasta ve çevresindekiler hipoglisemiyi iyi değerlendirebilmeli, gıda alımının zamanlamasına ve miktarına, egzersiz öncesinde gıda alımına dikkat etmelidirler. Hipoglisemiden kuşkulanıldığında hastanın bilinci açık ve ağızdan beslenebilir durumdaysa 2 – 3 adet suda eritilmiş kesme şeker, 1 – 2 tatlı kaşığı toz şeker veya meyve suyu verilmelidir. Bu uygulama yaklaşık 2 saatlik bir düzelme sağlar. Bu süre içinde hastanın ara öğün ve esas yemek yemesi sağlanmalıdır.Aksi takdirde hipoglisemi tekrarlar.

Ciddi hipoglisemide hastanın bilinci bulanıktır ve ağız yolu ile beslenemez. Derhal acil müdahale yapılabilecek bir sağlık kuruluşuna götürülmelidir. Bu durumda sıklıkla damar yolu ile glukoz tedavisi uygulanır. Ayrıca daha az uygulanan bir tedavi yöntemi olmakla birlikte kan şekerini yükseltici bir hormon olan glukagon da ( damar yolu ile veya kas içine ) uygulanabilir.

Öneriler

*Her zaman yanınızda şeker bulundurun!

*Üzerinizde şeker hastası olduğunuzu belirten ve acil durumda ulaşılmasını istediğiniz telefon numaralarının kayıtlı olduğu özel bir belge bulundurun!

Şeker hastaları yolculuk yapabilir mi?
Şeker hastalığı yolculuk yapmayı engelleyen bir hastalık değildir. Yolculuk yapan ya da otomobil kullanan bir diyabetli için en önemli tehlike HİPOGLİSEMİ yani kan şekerinin normal düzeyinin altına düşmesidir. Özellikle otomobil kullanmak “ağır işler” grubunda değerlendirilmektedir. Otomobil kullanan kişi saatte ortalama 250-300 kalorilik enerji harcar. Bu yüzden yola çıkmadan önce bazı noktalara dikkat etmek gereklidir.

Şeker hastalarının yolculuk hazırlıkları
* Uzun yola çıkmadan önce kan şeker düzeyine bakılmalı ve genel bir doktor kontrolünden geçilmelidir.
*Herhangi bir acil durumda tıbbi yardımın nerelerden alınabileceği öğrenilmelidir.
*Kişinin şeker hastası olduğunu belirten bir kimlik kartı, kolye ya da bilezik taşınmalıdır. Diyabet kimlik kartında hastayı izleyen doktorun ismi, acil bir durumda hemen ulaşılabilecek bir telefon numarası, son kullanılan ilaçlar ve dozları yer almalıdır.
*Tüm şeker hastalarının yanlarında şeker ya da çok hızlı emilen şekerli besinler (hazır meyve suyu gibi) ile çantada yedek ilaç (haplar ve insülin) ve enjektör bulundurmaları gerekir. Herhangi bir yaralanma olasılığına karşı steril pansuman gereçleri ve dezenfektan bir madde bulundurulmalıdır.

Yolculuk Sırasında
*Yolculuk sırasında insülin şişelerinin aşırı soğuk ya da sıcaklarda kalmamasına dikkat edilmelidir.
*Uzun yolculuklarda, özellikle insülin kullanan hastaların, genellikle sabah alınan insülin dozunu azaltmaları; sık ve düzenli aralıklarla (örneğin 2-3 saatte bir) hafif bir şeyler atıştırmaları gerekir. Ancak, yemekler mola verilerek yenmelidir. Düzenli ve yeterli beslenme, sık sık su içme, düzenli molalar gibi noktalara dikkat edilmelidir.
*Eğer olanak varsa, cepte taşınabilen bir kan şekeri ölçüm aleti ile, sürücü ara ara kan şekerini kontrol etmelidir.
*Ne olursa olsun, gece otomobil kullanılmamalı ve alkollü içki alınmamalıdır. Alkolün yaklaşık 3-6 saat içinde kan şekerini düşürme eğilimi gösterdiği, bu durumun aşırı açlık durumuna ve kan şekeri düzeyinin düşmesine yol açabileceği unutulmamalıdır.
* Yolculuk normalde yapılan tedavide bir aksamaya yol açmamalı, bunun için gerekli önlemler alınmalıdır.

Temizlik ve Bakım

Hekiminiz düzenli olarak ayaklarınızı kontrol etsin! Sizde ayaklarınızı her gün kontrol edin! Her gün ayağınızda olabilecek kesik, çizik ve kabarcıkları inceleyin. Ayağınızın her yerine bakın, parmak aralarını da gözden geçirin.

Ayaklarınızı temiz tutun! Her gün ayaklarınızı sabunlu su ile yıkayın. Ayaklarınızı iyice kurulayın ve nemlendirici krem sürün. Parmaklarınızın arasına fazla nemlendirici sürmeyin.

Ayakkabılar

Uygun çorap ve ayakkabı giyin. Dar olan ve ayağınızı sıkan ayakkabılardan kaçının. Kalın pamuklu çorap ve ayak parmaklarınıza geniş yer sunan içi yumuşak olan ayakkabıları seçin. Asla yalın ayak yürümeyin! Terli ayaklar şeker hastalarında sık görülür! Ayaklarınız çok terliyorsa, günaşırı değişik ayakkabılar giyin. Ayakkabılarınız böylece kurur. Her zaman ter emici çorap giyin. Buna karşın ayaklarınız hala aşırı terliyor ve nemliyse, hekiminize başvurun.

Yara ve Nasırlar

Kesikleri, çizikleri ve kabarcıkları tedavi edin. Yaralar iyileşmezse hekime başvurun! Ayağınızda kesik, çizik ve kabarcık oluşacak olursa, o bölgeyi sabunlu su ile yıkayın. Kabarcıkları patlatmayın ve üzerine antibiyotikli krem sürün. Yara iyileşmezse hekime başvurun. Nasırlarınızı tedavi ettirin! Birçok şeker hastasında ayağın kemiksi bölgelerinde deri kalınlaşır ve nasırlar gelişir. Asla bu deri kalınlaşmalarını ve nasırları jilet ve başka keskin araçlarla kesmeyin. Bunun için hekiminize başvurun. Ayaklarınızı aşırı sıcak su ya da soba ile ısıtmaya çalışmayın! Şeker hastalığı duyu sinirlerini zedeleyebileceği için ayağınızın yandığını ve zarar gördüğünü hisssetmeyebilirsiniz.

Tırnaklar

Tırnaklarınızı doğru kesin! Ayak tırnaklarınızı düz kesin. Tırnağınızın batmaması için yuvarlak kesmekten kaçının.

Diğer hastalıkların ayaklara etkisi

Dolaşımınızı iyileştirmek için çaba gösterin! Yüksek tansiyon, yüksek kolesterol düzeyi ve sigara ayaklarınızın sağlığını tehdit eder. Böyle sorunlarınız varsa hekiminize başvurmaktan çekinmeyin

ŞEKER HASTALIĞINI YOK EDEN REÇETE !

Bu ilacı kullanmaya başladıktna sonra kesinlikle perhiz yapmayınız.

Malzeme:

1) 2 (iki) litre saf alkol (etil alkol)
2) 100 gram melisa yaprağı
3) 250 gram pelin otu
4) 250 gram selvi kozalağı

Malzemeyi bir kavanoz veya ağzı geniş şişeye koyup, ağzını balmumu ile kapatın. Kesilikle hava almamasını sağlayın. Bu kapalı şişeyi hiç açılmadan 40 gün bekletin, 41.gün şişeyi açıp posalarını süzün ve geriye siyaha yakın koyu kahverengi ince bir sıvı kalacaktır. Bu ilacı her yemekten yarım saat önce yarım bardak suya 15 damla koyarak için.Altıncı günü sonunda idrar muayenesi yaptırırsanız şekerin kalmadığını göreceksiniz. Ancak ilaca 2 yıl aralıksız devam etmelisiniz. İLACI ASLA YARIM BIRAKMAYIN.

ŞİŞEDEKİ İLAÇ OLMAKTA İKEN 40 GÜN YAPILACAK DİĞER İŞLEMLER

1-) Yukarıdaki tarif edilen ilacı şişeye koyduğunuz günden itibaren 20 gün boyunca sabahları aç karına bir bardak süte, bir fincan 50 derece alkol (etil alkol) koyup içmeye başlayın.(Eczanelerdeki alkol 100 derecedir, bunu düşürmek için yarı yarıya su ilave edin)

2- İkinci 21. gün ile 40. gün arası; Her sabah aç karına bir bardağa 2 parmak kadar limonsuyu sıkıp bir kaşık karbonat ile karıştırıp için

3- Birinci ve ikinci şıkların ardından 40 gün geçeceğinden yukarıdaki ilaç hazır olacaktır. Bundan sonra ağzı kapalı şişedeki ilacı 41. günden itibaren içeceğiz.

Hacettepe üniversitesi araştırma sonuçları.
**DOĞAL GIDALAR TÜKETELİM**

Piyasada satılan hazır gıda maddeleri ülkemizde insan sağlığını ciddi biçimde etkileyecek derecede katkı maddeleri içermektedir.Ancak bu maddeler,tüm çabalara rağmen medya aracılığı ile ilan edilmektedir.Günümüzde gıda sektörü büyük bir tröst halini almıştır örneğin, hiç bir yayın organında Coca cola'nın zararlı olduğunu göremezsiniz.Ancak biz tüketiciler,Aile fertlerimizi,çevredeki arkadaşlarımızı haberdar ederek bilinçlendirebiliriz.

Son Yıllarda KANSER vakalarının neden devamlı artış gösterdiğini hiç düşündünüzmü.??

Siz ÇOCUĞUNUZUN KONSEROJEN madde içeren gıdalar almasını istermisiniz.??

Peki niye evinize ketçap alıyorsunuz.??

Sizlere aşağıda sunduğumuz tablo,alacağınız hazır gıda maddelerindeki katkılarla ilgili bilgi vermektedir.Sizin sağlığınız için lütfen herhangi bir gıda maddesini satın almadan önce ambalajın üzerini dikkatle inceleyip katkı madderini belirleyiniz.

Zararsız Katkılar: E100,103,104,105,111,121,122,126,130,132,140,151,152,160,161,162,163,170,174,175,180,181,200,201,202,203, 236,237,238,260,261,262, 263,270, 280,281,282,290, 300,301,303,304,305,306,307,308, 309,322,325,326,327,331,332,333,334,336,337,382,400,401,402,403,404,405, 406,408,410, 411,420,421,422, 440,471472,473,474,475,480.

Süpheli Katkılar:
E125,41,150,153,171,172,173,240,241,477,605,E220,221,222,223,224,338,339,340,341,460,461,466,407 (mide ve bağırsak hastalıkları)
E200,(vücuttaki vitamin B12'yi yok ediyor.)E250,251,320,321,(Kalp hastalıkları,damar sertlikleri ve tıkanıklıkları)

Tehlikeli Katkılar:
E102,120,E311,312(Nörolojik hastalıklar)

Kanserojen Katkılar:
E102,110,123,124,131,142,210,211,213,214,215,216,217 Örneğin E221-Sodyum Benzoat Ketçaplarda bulunmaktadır. E123,110 Abd,İngiltere,Fransa,Almanya,Rusya,Japonya ve daha bir çok ülkede yasaklanmıştır.Fakat ülkemizde Renkli Draje Çikolatalarda ve Kaymaklı Bisküvilerde Kullanılmaktadır.

En Tehlikeli Kanserojen Katkı:
E330 (Ne yazikki Bir Çok Hazır Gıdada Kullanılmaktadır.)

Bazı Hazır Gıdalarda Tespit Edilen Katkı Maddeleri:
E-330-Ülker Lüks Gofret ,Meysu (Özellikle Kayısı),knor Domates Çorba,Tüm Teneke ,Konserve ve Turşular,7up,Jelibon,Tamek Yaprak Sarma,Piyale Hazır Çorba,Olips
E250-Tüm Sosis Ve Salamlarda
E300-Fanta Portakal,Cinomel
E320-Etik Pufy,Knorr İşkembe Çorba
E223-Ülker Haylayf,Albeni
E322-Ülker Çokokrem

Tüm Kolalı içeceklerde kullanılan katkı maddelerinin tespiti için analiz yapılmasını izin verilmemiştir.

Unutmayın! Şişmanlık öldürür

Günümüz insanının sağlık sorunları arasında başı çeken hastalıklardan biri ve en 'göze batanı' şüphesiz ki tıbbi adı obezite olan şişmanlık. Şişmanlık üzerine yapılan araştırmalar gösteriyor ki; Türkiye'de kadın nüfusunun üçte biri, erkek nüfusunun da yaklaşık beşte biri şişmanlardan oluşuyor.Uzmanlar, şişmanlığın ciddi ve kronik bir hastalık olduğunu, mutlaka tedavi edilmesi gerektiğini belirtirken, ömrü kısaltan şişmanlığın yol açtığı sağlık sorunları şöyle sıralanıyor:
"Tansiyonu yükseltir, hareket etme yeteneğini azaltır, safra taşı, şeker hastalığı, varis, mide fıtığı, kabızlık, yaraların geç iyileşmesine neden olur. Kadınlarda düzensiz ve sancılı adet görmeye yol açar. Göğüs ve rahim kanseri riskini çoğaltır."

Neler mi yapmalı?

*Diyet yapmaktansa düzenli ve sağlıklı yemek yeme alışkanlığı edinin.
*Arada atıştırmalara, karnınız acıkmadan yemeye, hızlı yemeye son verin.
*Üç öğün düzenli yemeye alışın, daha az kırmızı et, daha fazla tavuk ve beyaz et tüketin.
*Fiziksel aktiviteleri artırın.
*Yemeklerdeki yağ miktarını azaltın, bol miktarda sebze ve meyve tüketin.
*Günde 6 - 8 bardak su için.
*Öğünlere sıcak ve kremasız bir çorbayla başlayın.
*Aç karnına alışverişe çıkmayın.
*İşlenmiş veya hazır gıdalardan uzak durun.
*Etin üzerinde görülen bütün yağları temizleyin, kullanmak zorundaysanız, bütün yemeklerde sadece sıvı yağ kullanın.
*Pişirme yöntemi olarak ızgara, fırın ya da haşlamayı tercih edin.

*Sos veya krema yerine patates püresi kullanın.
*Asla yemek yerken televizyon izlemeyin.
*Yemeği yemek masasında ve tabağınızda yeme alışkanlığı edin.
*Yüksek kalori içerdiği için alkolden kaçının.

MEME KANSERİ !

Özellikle, 40 yaşın üstündeki kadınlar dikkat!

Türkiye'de her yıl yaklaşık 30 bin kadında meme kanserine rastlandığı belirtilerek, bu hastalığın 40 yaş üzerindeki kadınlarda en sık görülen kanser türü olduğu bildirildi.

 

Sağlık Bakanlığı Temel Sağlık Hizmetleri Genel Müdürlüğü ve Kanserle Savaş Dairesi Başkanlığı'ndan yapılan ortak açıklamada, 40 yaşın üzerindeki kadınlar karşı karşıya oldukları sağlık riskleri konusunda uyarıldı.

 

Türkiye'de her yıl yaklaşık 30 bin kadında meme kanserine rastlandığı kaydedilerek, bu hastalığın 40 yaş üzerindeki kadınlarda en sık görülen kanser türü olduğu vurgulandı. Yeni meme kanseri tanısı konan kadınların yüzde 70'inin 50 yaş üzerinde olduğuna dikkat çekildi.

 

Meme kanserinin, kadınlarda ölümlere yol açan kanser türleri arasında ilk sırada yer aldığı kaydedilerek, 40 yaş üzeri kadınlarda bu hastalığın görülme sıklığının, 40 yaş altındaki kadınlardan 4 kat daha fazla olduğu bildirildi.

 

Türkiye'de koroner kalp hastalıklarından ölümlerin yüzde 43 oranıyla ilk sırada yer aldığı vurgulanarak, bu ölümlerin önemli bir bölümünün 41-58 yaş grubundaki kadınlarda görüldüğü ifade edildi.

 

Yüksek tansiyon, sigara ve alkol kullanımı, şişmanlık, hareketsiz yaşam tarzı, diyabet ve bilinçsiz beslenmenin, özellikle 40 yaş üstü kadınlarda kalp-damar hastalıklarına yakalanma riskini artırdığına dikkat çekilerek, şu uyarılarda bulunuldu:

 

-Yeterli ve dengeli beslenin. Bu, 4 besin grubundaki besinlerin yeterli miktarda tüketilmesidir. Söz konusu besinler; süt grubunda yer alan süt, peynir ve yoğurt, et grubunda yer alan et, tavuk, yumurta ve kuru baklagiller, sebze ve meyve grubu ile tahıl grubuna giren ekmek, bulgur, makarna, pirinç, mısır ve tarhanadır.

 

-Alkol ve sigaradan uzak durun. Sigara; akciğer, ağız boşluğu, yemek borusu, boyun, pankreas, mesane, böbrek, mide ve kan kanserine, alkol ise karaciğer ve yemek borusu kanserine yol açar.

 

-20 yaşın üzerindeki tüm kadınlar ayda bir kez kendi kendilerini elle muayene etmelidir. Bu kontrollerde kadınlar memelerinin dokusu ve apısı konusunda fikir sahibi olacakları için oluşacak herhangi bir değişikliği hemen fark edeceklerdir.

 

Bu muayeneler, adet bitiminde yapılmalıdır. Çünkü regl (adet) döneminde meme dokusu yumuşak olur ve herhangi bir kitlenin varlığı kolayca fark edilir. Adetten kesilme söz konusuysa bu muayene her ayın aynı gününde tekrarlanmalıdır.

 

-Meme muayeneleri ayna karşısında dikkatli bir gözlemle yapılmalıdır. Ayna önündeki kontrollerde; memede ele gelen sertlik veya kitle, meme başlarının pozisyonlarında değişiklik, kalınlaşma, kızarıklık veya yara olması, memenin rengi, dokusu veya şeklinde değişiklik, meme derisinde kalınlaşma, şişme veya renk değişikliği, meme ucundan akıntı, meme veya meme başında içeriye doğru çekilme durumu tespit edilirse derhal bir hekime başvurulmalıdır.

 

-Kadınlar 40 yaşından itibaren kontrol amaçlı mamografi çektirmelidir.

      

BESLENMEYE DİKKAT

40 yaşın üzeri kadınlardan beslenmeyle ilgili olarak da şunlara dikkat etmeleri istendi:

 

-Yağlar konusunda ölçülü olun ve doymamış yağları tercih edin. Tereyağı, diğer hayvansal yağlar ve margarinlerin çoğu doymuş yağlardır ve kolesterol düzeyini artırırlar. Ayçiçek, soya, mısırözü gibi bitkisel yağların çoğu doymamış yağlardır ve kolesterol içermezler. Yemeklerin doymamış yağlarla hazırlanması yararlıdır.

 

-Günlük protein ihtiyacınızı hayvansal ve bitkisel kaynaklı gıdalardan dengeli olarak alın.

 

-Besinler yoluyla alınan kolesterole dikkat edin. Kolesterol miktarı kırmızı et, sakatat gibi hayvansal gıdalarda yüksektir. Bu besinler tüketilirken kolesterol içerikleri göz önünde

bulundurulmalıdır.

 

-Posalı besinleri sıkça tüketin. Sebze ve meyveler posa, vitamin ve mineral içeriği zengin besinlerdir. Kuru baklagiller, yulaf, mercimek, mısır, buğday ve ekmek ibi posa yönünden zengin besinler günlük beslenmede yer almalıdır.

 

-Şekerli içecek ve tatlı tüketiminizi azaltın, şeker içeriği az olan besinleri tercih edin. Bu besinlerin fazla miktarda tüketimi, vücut ağırlığının artmasına ve besleyici değeri yüksek olan besinlerin tüketiminin azalmasına neden olur.

 

-Tuz tüketimine dikkat edin. Tuz tüketimi ile yüksek tansiyon arasında yakın bir ilişki vardır. Tuz içeriği düşük besinler tüketin. Sebze ve meyve tüketimini artırın.

 

-Vücut ağırlığınızı dengede tutun, fiziksel aktivitenizi artırın. Vücut ağırlığının normalden az ya da çok olması çeşitli sağlık sorunlarına zemin hazırlar. Bu nedenle kilonuzu normal sınırlar içinde tutmak için yeterli ve dengeli beslenmeye özen gösterin.

 

-Hareketli bir yaşam sürmeye çalışın, kısa mesafeleri yürüyün.

1. Meme kanseri nedir?
Hücre bölünme olayındaki kontrol bozulduğunda anormal çoğalma olur ve tümör oluşur. Meme kanseri, meme dokusunu yapan hücrelerin amaçsız ve kontrolsüz olarak çoğalmasıdır. Bu hücreler kan yoluyla diğer organlara da dağılabilir.
2. Meme kanseri bulaşıcı mıdır?
Değildir. Ancak, ailevi veya kalıtsal olma olasılığı vardır.
3. Meme kanserine yakalanma oranı nedir?
Kadınlarda en sık görülen kanser türüdür. Her 8 kadından birinde meme kanseri görülmektedir.
4. Hangi kadınlar meme kanseri için daha yüksek risk taşır?
Meme kanserinin nedenini henüz tam olarak bilinmemektedir. Ancak, aşağıdaki durumlarda meme kanseri riski artmaktadır.
. Ailesinde, özellikle annesi, kızkardeşi veya kızında meme kanseri olanlar,
. Çocuk doğurmamış olanlar,
. 30 yaşından sonra anne olanlar,
. Süt emzirmemiş olanlar,
. Bazı iyi huylu meme hastalıkları olanlar,
. Daha once meme kanseri geçirmiş olanlar,
. Sık ve düzenli alkol alanlar,
. Aşırı kilolu kadınlar
. Rahim ve yumurtalık kanseri olanlar
. Bazı hormon tedavileri almış olanlar

5. Teşhis Yöntemleri
Meme kanseri erken teşhis edildiğinde iyileşme oranı %90'dan fazladır. Teşhiste geç kalınırsa, tümör vücudun diğer bölgelerine yayılabilir. Önemli olan, kanserin kan ve lenf yoluyla koltuk altına ve vücuda yayılmadan tedavi edilmesidir.
Memesinden hiçbir şikayeti olmayan kadınlarda kanseri erken dönemde teşhis etmek için çeşitli tarama yöntemleri kullanılır.
a) Mamografi
Mamografi, memede oluşan bir tümörün hissedilebilen büyüklüğe ulaşmadan önce tespit edilmesini sağlar. Memesinden herhangi bir şikayeti veya kitlesi olmayan kadınlar 40 yaşından sonra yılda bir defa tarama mamografisi yaptırmalıdır.
b) Doktor muayenesi
40 yaşını geçen kadınlar yılda bir kez, hiçbir şikayeti olmasa bile, ilgili doktora başvurarak muayene olmalıdır.
c) Kendi kendine muayene
Kendi kendine muayene ayda bir kez (adet bitimi sonrasında) yapılmalıdır. Memede ele gelen kitlelerin çoğu kanser değildir Ancak, bir önceki muayenenize kıyasla, memenin herhangi bir yerinde farklı bir kitle veya sertlik fark ettiğinizde bir doktora başvurunuz.
Ayna karşısında memenize baktığnızda;
. Her iki memeyi karşılaştırdığınızda şekil veya büyüklük farkı,
. Meme başında değişiklik,
. Meme cildinde çökme,
. Meme başında veya derisinde kalınlaşma, kırmızılaşma veya pullanma,
. Meme cildindeki damarlarda belirginleşme,
. Meme başından, kendi kendine gelen kanlı veya kansız akıntı varsa bir doktora başvurunuz.

Bu bilgiler sizin meme kanseri ile ilgili sorularınıza yanıt almanız için bir rehber olarak derlenmiştir. Ancak, her zaman için doktorunuzun tavsiyeleri esastır. Her 8 kadından birinin meme kanseri riski taşıması, hastalığı kadınların korkulu rüyasına dönüştürüyor. Önlemler alındığında ise meme kanserinin görülme sıklığında azalma sağlanabiliyor. Prof. Dr. Faruk Aykan , riski azaltan faktörleri sıraladı: “İki etken rol oynuyor. Birinci etken kalınların kendi kendini muayene etmesi ve düzenli mamografiler ile tümörlerin erken zamanda tanınması. İkinci önemli etken daha önce bir göğsünde kanser oluşmuş ve tedavi olmuş kadınlara ilaç tedavisi uygulanarak diğer memenin kanserden korunması.

Kanserle savaşta Avrupa Yasası

Sigara içmeyin. İçiyorsanız bir an önce bırakın ve başkalarının sigara dumanına maruz kalmayın.

Alkollü içki tüketimini azaltın.

Güneş ışınlarına aşırı maruz kalmaktan kaçının.

Her türlü kanserojen maddenin üretiminde veya kullanımında mesleki güvenlik önlemlerine uyun.Sebze, meyve ve liften zengin gıdaları sık tüketin.

Aşırı kilo almaktan kaçının ve yağlı yiyeceklerden zengin besinlerin tüketimini kısıtlayın.

Bir benin görünümünde değişme, bir kitlenin varlığı ve anormal kanamalar şikayetleri varsa doktora başvurun. Uzun süren öksürük, ses kısıklığı, kabızlık açıklanamayan kilo gibi bozukluklarda doktora başvurun.

Kadınların jinekolojik muayenede düzenli olarak kanser riskini gösteren testleri yaptırmalı.

Düzenli olarak meme muayenesi yaptırın. Mamografi çektirin.

Yaz kazaları

Yaz aylarında sıkça karşılaştığımız olaylardan biri çimenlerin üzerinde, denizde, balkonda vb hiç ummadığımız anda bir çığlık ile yerimizden fırlamamızdır. Hemen ardından vücudumuzun bir yerinde ağrı, sızı, kaşıntı, kızarıklık vb hisseder ya da görürüz. Arı, akrep, örümcek vb sokmalarında neler yapmamız gerektiğini anlatacağım bugün.

Isıran hayvan her ne ise de ortak olarak yapılması gereken dört şey vardır:

1- Kişi öncelikle sakinleştirilmelidir.

2- Yara kalp seviyesinin üstünde tutulmalıdır.

3- Yaraya soğuk su ile yıkanmalı ve buz tatbik edilmelidir.

4- Kişi çok iyi gözlenmelidir. (Solunumu, göz beekleri, bilinci...)

Eğer hayvan zehirli ise ilk müdahalelerle beraber hasta hemen en yakın sağlık merkezine ulaştırılmalıdır.

Ülkemizde özellikle güney bölgelerimizde daha sık karşılaştığımız akrep sokmasında yaranın gövde tarafına turnike yapılır. Yani ısırılan yerin üst kısmı kemer, kumaş, bez vb herhangi bir şey ile sıkılarak kanın vücuda yayılması engellenmeye çalışılır. Yaraya amonyak uygulanabilir. Akrep sokmasında yara asla emilmez. Kişiye alkol verilmez ve yara yakılmaz.

Ülkemizde pek olmamakla beraber zehirli örümcek ısırmasını takiben kişide karın ağrısı başlar. Kişi mümkün olduğunca hareket ettirilmemeli, yaranın üzeri sıkılmalı (turnike) ve buz uygulanmalıdır.

Yılan ısırdığı zaman diş izi bırakır. Zehirinin etkisi ile kan pıhtılaşmakta zorlanır ve aşırı kan kaybı olur. Buna rağmen yılanın diş izi arası çizilip kanatılır ancak asla emilmez. Yanma, ağrı, şişlik ve morluk görülebilir. Isırılan bölgenin üstü bir bezle sıkılır (turnike).

Kene ve kene ısırığına müdahaleler konusunda bir süredir fazla sayıda ve kimileri çelişkili yazılar yazıldı. Ancak benim inandığım hocalarımın söylediklerini paylaşacağım sizlerle; kenenin üzerine yağ damlatılarak bir cımbız ile saat yönünün tersine çevirerek nazikçe çıkarmaya çalışın.
 

Arı sokmasında arının iğnesi çıkarılmalıdır. Buz uygulaması iğnenin çıkarılmasında sonra yapılır.

Son olarak sülükler kirli kanı emdiklerinden yararlıdırlar. Ancak bu bilinçsizce izin verilecek bir şey değildir. Yani bu iş de uzmanları tarafından yapılmalıdır. Dolayısı ile eğer bir şekilde sülük yapıştı ise vücudunuza sigara veya herhangi bir ısı kaynağı ile uzaklaştırabilirsiniz. Soğuk tatbiki de gerekebilir.

Acı biber kanseri boğuyor!


Pek çok hastalığın tedavisi doğada aranıyor. Texas Üniversitesi Kanser Merkezi'nde acı biberde bulunan bir maddenin, kanserli hücreleri öldürdüğü gözlendi...

Kırmızı acı biberin kanser hücrelerini oksijensiz bırakarak öldürebildiği saptandı.

Texas Üniversitesi Anderson Kanser merkezinde yapılan araştırmada, acı biberde bulunan kapsaisin maddesinin benzeri olan resiniferatoxinin, insan deri kanseri hücrelerinin büyük bölümünü öldürebildiği gözlendi.

Araştırmayı yöneten Dr. Reuben Lotan, yeni araştırmalar yapılarak, ileride, acı biberde bulunan kapsaisinin ''yama'' şeklinde deri kanseri tedavisinde kullanılabileceğini kaydetti.

ABD Ulusal Kanser Enstitüsü tarafından yayımlanan Journal adlı dergide yer alan araştırmada, Seul Ulusal Üniversitesi'nden Dr. Young-Joan Surh'un, kapsaisinin sağlıklı hücrelere de zarar verebileceği yolundaki uyarısına da yer verildi.

MUTLAKA DİKKAT EDİN

Sağlıklı beslenmek için;

*Sebzeleri bıçak kullanmadan elle, büyük yapraklar halinde kullanmayı deneyin.

*Meyve suyunu anında bekletmeden için.

*Süt içmeyi alışkanlık haline getirin. Çünkü mineral ve vitaminlerin yanı sıra, fosfor ve kalsiyum yönünden zengindir. Buda bağışıklık sistemini dengeler.

*Günde 5 yada daha fazla meyve ve sebze yenmesi kadınlarda göğüs kanseri riskini azaltıyor.

*Az et tüketimi içeren, meyve ve sebze ağırlıklı beslenme alışkanlığı , özellikle göğüs prostat, kalın bağırsak ve diğer bazı kanser türlerine karşı koruyucu etki sağlıyor.

*Domates ve domates kaynaklı yiyecekleri sıkça tüketenlerde bazı kanser riskleri daha az görülüyor.

*Sigara tüketiminin akciğer, yemek borusu, mesane, pankreas, böbrek, mide ve serviks kanseri ile ilişkisi var.

*Alkol tüketimi yemek borusu, pankreas, meme, ağız boşluğu, serviks ve kalın bağırsak kanserleri için risk faktörü.

*Sebze ve meyve tüketimi birçok kanser türüne karşı koruyucu etkisi görülüyor. Özellikle ağız boşluğu, yemek borusu, akciğer, mesane kanserleri. Kalınbağırsak kanserinden korunmada özellikle tahılların ilişkisi var.

*Hayvansal yağ ve kırmızı eti kalınbağırsak ve prostat kanseri için birer risk faktörü özelliği taşıyor. Aşırı kilo rahim ve böbrek kanseri için, fiziksel aktivitenin azlığı kalın bağırsak kanserleri için risk taşıyor.

Hoşgörü depresyonu önler !

Ayakta kalabilmek ve kötü olaylardan daha az etkilenmek için hayattaki iyi, yolunda giden olaylara konsantre olmak gerekiyor. Pozitif psikoloji savunuşlarına göre, daha çok kişilerin hastalıklarıyla uğraşan ve nedenlerini araştırmayan doktorların zamanı da çoktan geçmiş... Onlara göre psikolojinin asıl amacı hastalık tedavi etmek değil, sağlık ve dayanıklılık inşa etmek.

Mutluluğu ve eğlenmeyi öğrenen bir kişinin olumsuz duygulara kapılıp depresyona yakalanma riskide çok az. Kötü düşünme ve kötümserlik ise başlı başına bir hastalıktır... Hatta depresyon kadar da ciddi...

40 YAŞ ÜSTÜ ERKEKLERE UYARILAR

Sağlık Bakanlığı, 40 yaş üstü erkekleri "karşı karşıya oldukları sağlık riskleri" konusunda uyardı.Türkiye'de erkeklerin karşılaştıkları sağlık risklerinin başında koroner kalp hastalıkları geliyor. Hastalığa yakalanma riskini artıran nedenlerse yüksek tansiyon, sigara ve alkol kullanımı, şişmanlık, hareketsiz yaşam, diyabet ve bilinçsiz beslenme.

Sağlık Bakanlığı, Türkiye'de 40 yaş üstü erkeklerin karşılaştıkları sağlık risklerinin başında koroner kalp hastalıklarının geldiğini bildirdi. Sağlık Bakanlığı Temel Sağlık Hizmetleri Genel Müdürlüğü'nden yapılan yazılı açıklamada, Türkiye'de 40 yaş üstü erkeklerin yaşam sürelerinin kadınlara oranla daha kısa olduğu belirtilerek, bu erkeklerin karşılaştıkları sağlık risklerinin başında koroner kalp hastalıklarının yer aldığı kaydedildi.

Açıklamada, Türkiye'de koroner kalp hastalıklarından ölüm oranının tüm ölümler içinde yüzde 43 oranıyla ilk sırada yer aldığına dikkat çekilerek, bu ölümlerin önemli bir bölümünün 41-58 yaş grubundaki erkeklerde gerçekleştiği bildirildi. Koroner kalp hastalıklarının erkeklerde kadınlara oranla daha erken yaşlarda görüldüğüne işaret edilen açıklamada, yüksek tansiyon, sigara ve alkol kullanımı, şişmanlık, hareketsiz yaşam tarzı, diyabet ve bilinçsiz beslenmenin özellikle erkeklerde kalp-damar hastalıklarına yakalanma riskini artıran faktörlerin başında geldiği vurgulandı.

Erkeklerin yüzde 93'ü sigara kullanıyor

Temel Sağlık Hizmetleri Genel Müdürlüğü açıklamasında, Türkiye'de 40 yaş üstü erkeklerin yüzde 93'ünün sigara içtiğine dikkat çekerek, bu yaş grubunda bulunan erkeklere yönelik şu uyarılarda bulundu:

"Yeterli ve dengeli beslenin. Yeterli ve dengeli beslenme dört besin grubunda bulunan besinlerin yeterli miktarda tüketilmesiyle sağlanır. Bu besinler; süt grubunda yer alan süt, peynir ve yoğurt, et grubunda yer alan et, tavuk, yumurta, peynir ve kuru baklagiller, sebze ve meyve grubu ile tahıl grubuna giren ekmek, bulgur, makarna, pirinç, mısır ve tarhanadır."

Bu besinlerin önerilen tüketim miktarlarının kişiye özgü değiştiği vurgulanan açıklamada, bireyin yaşı, cinsiyeti ve fiziksel aktivite durumunun bu oranları etkilediği belirtildi. Açıklamada, alkol ve sigaradan uzak durulması istenilerek, sigaranın öldürücü zararları nedeniyle çok önemli bir halk sağlığı sorunu olduğu vurgulandı. Alkol tüketiminin ise sindirim enzimlerini bozduğunu, karaciğer ve beyin üzerinde olumsuz etki yaptığına dikkat çekilen açıklamada, "Sigara akciğer, ağız boşluğu, yemek borusu, boyun, pankreas, mesane, böbrek, mide ve kan kanserine, alkol kullanımı ise karaciğer ve yemek borusu kanserine yol açar" uyarısında bulunuldu.

Yağlar konusunda ölçülü olunması ve doymamış yağların tercih edilmesi gerektiği belirtilen açıklamada, şöyle denildi:

"Tereyağı, diğer hayvansal yağlar ve margarinlerin çoğu doymuş yağlardır ve kolesterol düzeyini artırırlar. Ayçiçeği, soya, mısırözü gibi bitkisel yağların çoğu ise doymamış yağlardır ve kolesterol içermezler. Bu nedenle yemeklerin doymamış yağlarla birlikte zeytinyağı ile pişirilmesi ve tüketimi, sağlık açısından daha yararlıdır."

Vücut ağırlığınızı dengeli tutun

Temel Sağlık Hizmetleri Genel Müdürlüğü açıklamasında, 40 yaş üstü erkeklere günlük protein ihtiyacının hayvansal ve bitkisel gıdalardan dengeli olarak alınması, posalı yiyeceklerin sıkça tüketilmesi, şekerli içecek ve tatlı tüketiminin azaltılması, tuz tüketimine dikkat edilmesi, vücut ağırlığının dengeli tutulması ve fiziksel aktivitelerin artırılması önerildi. Açıklamada, şu uyarılarda bulunuldu:

Günlük protein ihtiyacınızı hayvansal ve bitkisel kaynaklı gıdalardan dengeli olarak alın. Besinler yoluyla alınan kolesterole dikkat edin. Kolesterol miktarı kırmızı et, sakatat gibi hayvansal gıdalarda yüksektir. Besinler tüketilirken kolesterol içerikleri göz önünde bulundurulmalıdır. Posalı besinleri sıkça tüketin, posanın kan kolesterolünü düşürücü etkisi vardır. Sebze ve meyveler posa, vitamin ve mineral içeriği zengin olan besinlerdir. Bunun yanında kuru baklagiller, yulaf, mercimek, mısır, buğday ve ekmek gibi posa yönünden zengin besinler beslenmede yer almalıdır.

Şeker ve tuz kullanımına dikkat

Şekerli içecekleri ve tatlı tüketiminizi azaltın, şeker içeriği azolan besinlerin tercih edin. Şekerle saf karbonhidrattır ve yoğun enerji kaynağıdır. Bu besinlerin fazla miktarda tüketimi, vücut ağırlığının artırılmasına ve besleyici değeri yüksek olan besinlerin tüketiminin de azalmasına neden olur. Tuz tüketimine dikkat edin. Tuz tüketimi ile yüksek tansiyon arasında yakın bir ilişki vardır. Ayrıca fazla tuz tüketimi idrarla kalsiyum atılmasını artırarak kemiklerde kalsiyum kaybına neden olur. Tuz tüketimini azaltmak için lezzetine bakmadan yemeklere tuz eklemeyin. Tuz içeriği düşük besinler tüketin. Sebze ve meyve tüketimini artırın. Vücut ağırlığınızı dengede tutun, fiziksel aktivitenizi artırın, vücut ağırlığının normalden az ya da çok olması çeşitli sağlık sorunlarına zemin hazırlar. Bu nedenle kilonuzu normal sınırlar içindetutmak için yeterli ve dengeli beslenmeye özen gösterin. Hareketli bir yaşam sürmeye çalışın, kısa mesafeleri yürüyün. Çok gerekmedikçe asansör ve yürüyen merdivenleri kullanmamaya özen gösterin. Her gün en az 30-35 dakika yürüyüş yapın.