Dişi Mi Yoksa Erkek Miydi?    
Fark Var    
Karısı Hangisi    
Daha ne kadar gideceğiz? Kapalı Kapının Ardından    
Bizim Çocuklar Yaşı Hakkında Mı?    
Öldü Mum Işığı    
Anahtar Bana göstermede    
Ciğer Sorumluluk    
Biraz Daha Gideyim mi? Mavi Boncuk    
Görürsem Söylerim Kaybolan Akıl    
Evlilik Hazırlığı Onunla Yaşamak İstemiyorum    
Aklı Evde    
Nasıl      
Kaybettin      
Sen düştün      
Evlilik      
Gezgin      
Ocak      
Kimi Kimden Sorarsınız?      
Kim Tuhaf?      

<<<Sayfa 1

 

Ayın yeri
Hoca bir gece kuyudan su çekmeye gider fakat bir de ne görsün. Ay kuyuya düşmüş. Bir koşu eve gider ve çengeli alır. Sallar kuyuya fakat ne kadar uğraştıysa da bir türlü çıkaramaz. Bir ara çengel kuyunun dibinde bir taşa takılınca Hoca gayretle asılır, ıkınır, sıkılır... Tam o sırada çengel sıyrılır ve Hoca sırt üstü yere serilir. Bir bakar ki ay gök yüzünde:
- “Eh kolay olmadı ama sonunda yerine koyduk.”

Birlikte Gelin
Hoca kilerden bir şeyler almak için içeri girer fakat içerisi karanlık olduğundan bir anda içi patates dolu bir eleğin kafasına düşmesiyle kendini yerde bulur. Biraz sonra kedini toparlar ve ayağa kalkar. Bir kaç adım atmıştı ki ayağı eleğe geçince tekrar yere düşer. Başından sonra sırtını da inciten Hoca birazda sinirle eleğe bir tekme savurur. Elek duvardan seker ve Hoca'nın alnını çizer. Hoca sonunda dayanamaz ve duvarda asılı yatağan kılıcına sarılarak:
- “Hadi bakalım elekler! Şimdi hanginiz gelse umurumda değil.”

Karısı

Yenisi
Günün birinde Hoca'nın karısı ölür. Fakat Hoca'da ciddi bir üzüntü belirmez. Bir müddet sonra eşeğide ölünce hoca yas tutmaya başlar. Bu işe şaşıran komşuları sorar:
- "Bu nasıl iş Hocam karın öldüğüne bu kadar üzülmedin, eşeğin öldü bir haftadır ağzını bıçak açmıyor?"
- "Karım öldüğünde hepiniz, üzülme daha genç ve güzel yeni bir hatun buluruz diye beni teselli ettiniz fakat hiç kimse yeni bir eşek alalım demiyor."

Daha ne kadar gideceğiz?
Hoca ile hanımı dört günlük yola daha yeni çıkmışlar. Hoca yola çıkar çıkmaz hanımına:
- "Daha ne kadar gideceğiz hatun?" diye sormuş. Hanımı hocanın sorusunu şu şekilde cevaplandırmış:
- "Bugün ile yarın gidersek daha iki günlük yolumuz kalır." Bunun üzerine hoca:
- "Desene hatun, yolu yarıladık."

Bizim Çocuklar
Nasreddin Hoca'nın karısı ölür. Ölen karısından beş
çocuğu olan Hoca, beş çocuğu olan bir dul kadınla
evlenir. Hoca'nın yeni eşinden de iki çocuğu olur. Bir
gün karısı feryadı basar:
- “Hoca Hoca yetiş! Senin çocuklarla benim çocuklar bir olmuş, bizim çocukları dövüyorlar.”

Öldü
Hoca Konya'dayken biri gelip:
-Karın öldü! demiş.
Hoca:
-Nasıl olsa boşayacaktım, ölsün! diye cevap vermiş

Anahtar
Hoca bir gün anahtarını kaybetmiş. Bahçede döne döne anahtarını arıyormuş. Hanımı sormuş:
- "Hocam, anahtarı nerede düşürdün?",
- "be kadın," demiş Hoca, "nerede düşürdüğümü bilsem, hiç arar mıyım?"

Ciğer
Nasreddin Hoca evine sık, sık ciğer getirdiği halde bir türlü onları yemek kendisine nasip olmaz. Her seferinde hanımı :
- Kahrolası kedi ciğeri yedi, hınzır hayvan ciğeri yemiş, canı çıkasıca sarman kedi ciğeri aşırmış, diye bahaneler uyduruyormuş. Bir gün dayanamamış Hoca. Hemen bir kenarda duran baltayı kapıp, mutfak dolabına yerleştirmiş. Hanımı:
- “Ne yapıyorsun Hoca demiş, baltanın dolapta işi ne?” Hoca cevap vermiş:
- “Hanım hanım, sen bizim kediyi hâlâ tanıyamamışsın. Üç akçelik ciğere tenezzül eden hayvan kırk akçelik baltayı bırakır mı sanıyorsun?.”

Biraz Daha Gideyim mi?
Bir gece yatakta karısı Hoca'ya “Efendi biraz ileri gider misin?” der. Hoca üstünü başını toplar, giyinir ve yola düşer. Epey bir yol aldıktan sonra sabahleyin bir tanıdığına rastlar. Adam:
- “Yahu Hocam böyle sabah sabah nereye gidiyorsun?” der. Hoca da şöyle seslenir adama:
- “Vallahi bilmiyorum, yalnız sen bizim eve git, hanıma sor bakalım; daha gideyim mi, gitmeyeyim mi?”

Görürsem Söylerim
Bir arkadaşı Nasreddin Hoca'ya gelmiş.
- Bana bak Hoca, kulağını bükmesi benden... Şu karına bir şey söyle, sabahtan aksama kadar ev ev dolaşıyor, konu komşu bırakmıyor... Söyle de azıcık evinde
otursun. Hoca:
- “Peki, görürsem söylerim...”

Evlilik Hazırlığı
Hoca habire döşeme tahtalarını söküp tavana, tavan tahtalarını da söküp döşemeye çakıyor. Bunu gören komşular merâkla olayın nedenini sormuşlar.
- “Yakında evleneceğim, demiş Hoca, İnsan evlenince evin altı üstüne gelir derler ya, bende bari şu tamirle iki masrafı bir edeyim dedim!”

Aklı
Nasreddin Hoca'ya bir gün:
- “Karın aklını kaybetti..” demişler. Hoca düşünmeye başlamış.
- “Ne düşünüyorsun hocam?” diye sormuşlar.
- “Bizim karının aklı zaten yoktu ki, kaybetsin. Acaba başka bir şey mi kaybetti diye düşünüyorum”

Nasıl
Hoca bir gün karısının bilgisi denemek amacıyla sorar.
- “Karıcığım, ölü bir adamın, ölmüş olduğunu nasıl anlarsın?” Karısı şu cevabı vermiş:
- “Kendisine sorarım.“

Kaybettin
Nasreddin Hoca, bir gün eşeğiyle odun getirir. Karısına:
- “Hatun, eşek çok yoruldu, onu bir yemleyiver,” diye seslenir. Karısı da:
- “Efendi, benim isim var, sen yemleyiver,” der.
Hoca sıcaktan iyice bunalmış vaziyette kendini minderin üzerine atar.
- Olmaz! Hiç halim yok, veremem, sen ver der.
Eşeğin yemini sen vereceksin ben vereceğim derken iş kızışır. Kim önce konuşursa eşeğe o yem vermek üzere bahse tutuşurlar. Az sonra kadın, el işini alarak komşuya gider. Aradan biraz zaman geçer. Eve bir hırsız girer. Hoca'yı görünce kaçacak olur. Ama Hoca'dan hiç ses ve tepki gelmediğini anlayınca kaçmaktan vazgeçer. Ortalıkta ne var ne yoksa koca bir çuvala doldurur. Hoca'nın gözleri önünde çuvalı yüklenerek evden çıkar. Karısı epey zaman sonra eve girip evin halini görür. Eşyaların yerinde yeller esmektedir. Telaşla:
- “Bu ne hal? Efendi! diye çığlık atar.”
Hoca yattığı yerden doğrularak:
- “Haydi bakalım Hatun, bahsi kaybettin. Eşeğin yemini sen vereceksin.”

Sen düştün
Nasreddin Hocanın bir gün karısı ölmüş. Bir ay sonra dul bir kadınla evlenmiş. Evlendiği kadın Hocaya sürekli eski kocasını anlatıyormuş. Yine bir gün yatakta kocasını anlatıyordu. İşte benim eski kocam şöyle yapardı, böyle yapardı... Hoca sinirlenmiş ve kadına bir tekme atmış ve kadın yere düşmüş. Kadın sormuş aman hoca niye attın beni. Hocanın da cevabı hazır:- “Eee yatakta bi sen yatıyorsun bi ben bide eski kocan üçümüz sığamadık sende düştün”

Evlilik
Hocaya evlilik ne demektir diye sormuşlar Hocada:
-Gündüzleri çifte hırlama, geceleri çifte horlama

Gezgin
Arkadaşları Hoca'ya, takılırlar:
-"Hoca, sizin hanım akşama kadar kapı kapı dolaşıyor."
-"Olur mu canım dediğiniz kadar dolaşsaydı bize de bir ara uğrardı!"

Ocak
Hoca, bir gün evde ocak yakmağa kalkmış. Üfler, üfler, bir türlü yakamazmış. Ne yaptıysa kâr etmemiş. Buna fena halde kızan Hoca, yukarı çıkıp karısının hotozunu aldığı gibi ocak başına inmiş. Hoca, hotozu kendi başına takarak başlamış yine ocağı üflemeğe. Bu sefer odunlar, bir iki üfleyişte parlayıverince Hoca, söylenmeğe başlamış:
- Meğer ocak da bizim hatundan korkarmış; hotozu görür görmez imana geldi!...

Kimi Kimden Sorarsınız?
Hoca'nın karısı ölür. Cenazesinin evden çıkarılacağı sırada imam, usule uyarak cemaate hitaben sorar:
- Merhumeyi nasıl bilirsiniz?
Herkes beraberce:
- 'İyi biliriz!... ' der denmez koşa koşa imamın yanına gelen Hoca:
- “Aman, aman! Sen onu benden sor; kimi kimden soruyorsun!”

Kim Tuhaf?
Hoca, bir gün yolda giderken, birisi ona gülünç bir soru sormuş:
- “Hoca, senden önce ve senden sonra evlenenleri tuhaf bulmuyor musun?”
- “Her ikisini de tuhaf buluyorum”, demiş Hoca.
- “Neden böyle”, diye bir daha sormuş arkadaşı.
- “Neden mi? Benden önce evlenenlere, bana hiç öğüt vermedikleri için kızıyorum. Benden sora evlenenler de, onlara hiç öğüt vermediğim için, bana kızıyorlar.”

Dişi Mi Yoksa Erkek Miydi?
Biri Hoca'ya sormuş:
- “Gagasında zeytin dalı ile Nuh Peygamber'e geri gelen güvercin dişi miydi yoksa erkek miydi?”
- “Tabii ki, erkekti, şayet dişi olsaydı, o kadar süre ağzını kapalı tutamaz ve zeytin dalını getiremezdi.”

Fark Var
Bir gün Hoca'ya sormuşlar:
- “Hocam, bir adam karısını öperse orucu bozulur mu?”
Hoca şu cevabı vermiş:
- Yeni evlenmişlerse bozulur, amma ikinci senede bilmem. Üçüncü senede ha bir tahtayı öpmüş, ha karısını, o zaman orucu bozulmaz.

Hangisi
Hoca'nın bir zamanlar iki karısı vardı. Bunlardan biri yaşlı diğeri genç ve güzeldi. Bunlar bir gün Hoca'ya beklenmeyen bir soru sorarlar:
- “Akşehir gölünde kayığımız devrilse hangimizi kurtarırsın?”
Hoca cevap vermeden kurtulamayacağını anlayınca, yaşlı karısına döner ve şöyle der:
- “Hanım sen biraz yüzme biliyordun galiba?”

Kapalı Kapının Ardından
Hoca'nın karısı geceleri komşu komşu gezermiş. Buna pek canı sıkılan Hoca, bir gece, karısı yine evde yokken kapıyı arkasından sürgülediği gibi yatağına yatmış. Kadıncağız, geç vakit eve döndüğü zaman çalmış çalmış açtıramamış kapıyı. Hoca'nın kızdığını anlayarak, yalvarıp yakarmaya başlamış:
- Vallâhi, billâhi, bir daha seni yalnız bırakıp bir yere gitmeyeceğim canım kocacığım! Aç kapıyı; bu saatte ben nereye gideyim?.. Kadın, bakmış olacak gibi değil, bağıra, bağıra: - Bari, demiş, kendimi şu kuyuya atayım da kurtulayım!. Ve eline geçirdiği büyük bir taşı, kapı önündeki kuyuya atarak bir kenara çekilmiş.
Hoca, bir süre yine aldırmamış, sonra hiddeti geçerek: “Şu hatunu kuyudan kurtarayım!” deyip kapıyı açmış. Fakat tam o sırada kadın, evden içeri girivermiş; kapıyı kapadığı gibi Hoca'yı sokakta bırakıp bağırmaya başlamış:
- Yeter artık senden çektiğim, bana rahat yüzü göstermedin; her gece arkadaş dedin, sohbet dedin gezip tozdun. Alacağın olsun senin!...
Hoca, karısının feryadı üzerine sokaklara dökülen komşulara dönmüş:
- Dostlar demiş, görenler ve bilenler Allah için söylesin!

Yaşı Hakkında Mı?
Bir komşu Hoca'ya koşa koşa gelmiş:
- Aman Hoca! Bizim evde karılarımız kavga ediyorlar, çabuk gel, demiş.
Hoca hiç aldırış etmeden şöyle sormuş:
- “Yaş hakkında mı, yoksa görünüş hakkında mı?”
- “Hayır, başka bir şey hakkında, diye cevaplandırmış komşu!”
- “Öyle ise evine git ve merak etme şimdiye kadar çoktan barışmışlardır.”

Mum Işığı
Karısı doğururken kadın kimse bulamayınca mumu Hocaya tutturmuşlar. Bir çocuk dünyaya gelmiş, arkadan bir tanesi daha başını gösterince Hoca hemen püf demiş, mumu söndürmüş. Ebe kadın,
“Aman Hoca ne yaptın?”
“Ne yapayım”, demiş Hoca,
- “Mumun ışığını gören dışarıya fırlayacak!”

Bana göstermede
Düğünden sonra Hoca ilk defa gelini görecektir. Yüzündeki yaşmağı kaldırınca birde ne görsün sanki dünyanın en çirkin kadını karşısında duruyor! Hoca olduğu yerde donakalmış. Bu sırada yeni gelin mahcup bir şekilde mahrem olmayan akrabalarını öğrenmek için sorar:
- "Emrindeyim Hocam. Kimlere yüzümü gösterebilirim?" diye sorunca Hoca:
- "Bana göstermede kime istersen gösterebilirsin."

Sorumluluk
Hoca'nın yanına telaşla gelen bir komşusu:
- "Yetiş Hocam evin yanıyor!" Hoca gayet sakin:
- Biz evlenirken hanımla yaptığımız anlaşmaya göre ben çalışıp kendimizi geçindirdiğim sürece evle ilgili her türlü sorumluluk ona aittir. Şimdi sakin ol ve karımı bulup bunları ona anlat.

Mavi Boncuk
Nasreddin Hocanın iki tane hanımı varmış. Bunlara değişik zamanlarda birer mavi boncuk vererek kesinlikle diğer eşine veya başka bir kimseye göstermemesini tembih etmiş. Bir gün hanımlar Hoca'nın yanına gelerek sormuş:
- "Hocam hangimizi daha çok seviyorsun?" Hoca hemen işi bağlamış.
- Sadece mavi boncuk verdiğimi daha çok seviyorum.

Kaybolan Akıl
Hoca'ya, “senin karın aklını kaybetti” demişler. Düşünceye dalmış. “Ne düşünüyorsun” demişler. Hoca hemen, “bizim karının zaten aklı yoktu, acaba nesi kayboldu diye onu düşünüyorum” demiş.

Onunla Yaşamak İstemiyorum
Hoca boşanmak istiyormuş, bundan dolayı mahkemeye gitmiş.
Kadı birkaç bilgi edinmek istemiş ve Hoca'ya karısının adını sormuş:
- “Bilmiyorum” demiş Hoca
- “Kaç yıldır evlisiniz?”
- “Kırk yıldır.”
- “Kırk yıldır evlisiniz de nasıl olur da hanımınızın ismini bilmezsiniz?”
- “Ne yapayım; onunla geçinmek istemedikten sonra ismini öğrenmeme ne gerek var”

Evde

Düğüm atmayı ihmal etme
Her baba gibi Nasreddin Hoca da kızının iyi yetişmesi için elinden gelen herşeyi yapmış. Hoca, kızına iğneye ip takmasına gelinceye kadar bütün bildiklerini öğretmenin sevincini yaşamaktaymış. Nihayet hocanın kızı gelin olmuş. Ata bindirilip baba evinden ayrılıp dünya evi, diye tavsif edilen yeni bir hayatın başlayacağı eve doğru bir hayli mesâfe almış. Bu sırada Nasreddin Hoca, koşa koşa gelin olan kızının arkasından gelip çok önemli bir şey unutmuşçasına kızının kulağına gizlice şöyle demiş:
- "Kızım, aman dikkat et! Sakın ola iğneye ip taktıktan sonra düğüm atmayı ihmal etme. Sonra dikiş tutturamazsın."

Pamuk
Nasreddin Hoca karin ne olduğunu bilmiyormuş. Bir gün sabah kalkmış ki her taraf kar. Tabi karın ne olduğunu bilmiyor pamuk zannetmiş. Hemen karısının başına gitmiş:
- “Karı karı kalk! Her taraf pamuk dolu. Yatağı yorganı getir de dolduralım.
ertesi gün olmuş Hoca:
-Karı karı kalk! Her gün çocuklar çişini kaçırdığı yatağa bugünde yastık yorgan kaçırdı demiş.

Gürültü
Hocanın kızı müthiş bir gümbürtü duyup seslenir:
- Baba, bu ses nedir ?
- Hiç kızım hiç, kavuk merdivenden yuvarlandı da.
- A! baba, kavuktan bu kadar çok ses çıkar mı?
- Çıkar kızım çıkar. İçinde ben olursam çıkar.

Kurban
Hoca, bir sabah fırtına sesi ile uyanmış.Pencereden dışarı bakmış, ne görsün ?! Kuruması için ipe astıkları gömlek düşmüyor mu?! Başlamış bağırmaya:
-"Hatun kalk kurban kesmemiz lazım." Sabahın körü neye uğradığını şaşıran kadın telaşla sormuş:
- Kurban nereden çıktı efendi.
- Gömleğim, gömleğim ipten düştü.
- Gömlek düştü diye kurban kesildiği nerede görülmüş?!
- Deme öyle hatun, ya içinde ben olsaydım !! (Az sadaka çok belayı def eder)

Hoca'nın Evi Yanıyor
Bir gün aniden Hoca'nın evi yanmaya başlar. Herkes neyi taşıyabildiyse yanan evden kurtarmaya çalışır. Bu sırada Hoca gülerek evine gelir. Bunu gören komşulardan biri daha fazla dayanamayarak şöyle sorar:
- “Hoca, senin evin yanıyor, sen de hiçbir şey olmamış gibi gülerek duruyorsun.” Fakat Hoca:
- “Tabii gülerim. Nihayet kendimi bu viran kulübeden kurtardım” der.

İnşallah
Hoca akşamdan ertesi günün planını yapıyordu.
- "Eğer yarın hava güzel olursa ormana ağaca giderim, iyi olmazsa hamama." Karısı Hoca'yı uyarır:
- "İnşallah de Hocam." Hoca:
- Hanım ne var bunda yarın hava ya iyi olur ya kötü ne var bunda.
Ertesi gün olur ve güneşi gören Hoca ormanın yolunu tutar. Köyden epeyce uzaklaşmıştır ki askeri bir birlikle karşılaşır. Askerler Hoca'ya Sivrihisar'ı tarif etmesini isterler fakat askerle uğraşmak istemeyen Hoca bilmiyorum deyince komutan kızar. Kavuğundan utan bir de yalan söylüyorsun! Çabuk düş önümüze ve en kısa yoldan bizi Sivrihisar'a götür.! Hoca askerlerle birlikte onca yolu teper ve Sivrihisar'a ulaşıp serbest kalınca tekrar evinin yoluna koyulur. Ancak gece yarısından sonra eve varabilen Hoca ayaklarına karasular inmiş, yarı ölü vaziyette kapının önüne yığılır. Kapının tokmağını güçlükle çalar. Karısı içerden "kim o ?" diye seslenince, Hoca:
- İnşallah benim karıcığım.

Gözlük
Hoca yatağından aniden doğrulur ve:
- "Kalk hatun, hemen gözlüklerimi ver." diyerek karısını kaldırır. Gözlükleri uzatan karısı buna anlam veremez ve:
- "Ne yapacaksın gözlükleri Hocam?" diye sorar. Hoca:
- “Sorma hanım bir güzel rüyadaydım ama bazı yerlerini gözlüğüm olmadan tam seçemedim.”

Kedi Nerede
Hoca oğluyla eve üç kilo et gönderir ve anana söyle akşama bunu yemek yapsın diye tembihler. Akşam eve gelir ve yemeği isteyince hanımı öğlen gelen misafirlere eti yedirdiğinden kedi yedi diye bir yalan uydurur. Hoca bu işe bozulur. Tutar kediyi kantara çeker bakar aşağı yukarı üç kilo gelir. Sonra karısına çıkışarak:
- "Eğer elimdeki etse, kedi nerede!?"

Kaynana
Hoca'nın karısı bir kurnazlık düşünmektedir. Derken akşam eve aç dönene Hoca'nın önüne ateşten yeni indirdiği çorbayı koyar. Unutarak dolu kaşığı ağzına götüren kadının ağzı sıcak çorbadan yanınca bir anda gözlerinde ateş fışkırır ve ağlamaya başlar. Karısının ağlamasına bir anlam veremeyen hoca ne olduğunu sorunca, karısı:
- "Rahmetli annemi hatırladım, o da pek severdi bu çorbayı." der. Hoca kaynanasına pek sevdiğinden rahmetliyi hayırla anarak çorbaya kaşığı sallar. Hoca'da sıcak çorbadan nasibini alınca onunda gözleri yaşarır. Karısı neden ağladığını sorar, Hoca'da:
- "Bir anda rahmetli kayınvalidemin yerinde senin olabileceğin aklıma geldi de."

Aksi
Hocanın kaynanası ırmakta çamaşır yıkarken kaybolur. Bütün köylü seferber olur dere boyunca cesedini      aramaya koyulurlar. Fakat Hoca akıntının tersiden doğru giderek:
- "Sizde onu benim kadar tanısaydınız, hayattayken ne aksi bir kadındı."

İkisinide Kabul
Hoca bir gün kızlarını ziyarete karar verir. Büyük kızının kocası çiftçidir ve tarlaya tohum ektiklerini bir kaç hafta içinde yağmur yağarsa kaldırılan mahsülden kazandıkları parayla kocasının kendisine elbise alacağını söyler. Küçük kızının kocası kerğiç ustasıdır ve bir çok kerpiç yaptıklarını ve bunları kurumaları için güneşe bıraktıklarını eğer bir kaç haftada yağmur yağmazsa kerpiçleri satarak kazanacakları para ile kocasının kendisine yeni bir elbise alacağını söyler. Hoca söylene söylene evinin yolunu tutar:
- "Birisi güneş istiyor, diğeri yağmur ama sonuçta Allah ikisine de istediğini verir.

Sonuç
Evlerinin önündeki gürültüye uyanan Hoca ne olduğunu anlamak için bir yorgana sarılarak dışarı çıkar. İki adamı birbirine kapışmış görünce, ayırmak için giden Hocanın sırtındaki yorganı bir anda birisi sıyırıp alır ve adamların ikisi birden kaçarlar. Duruma şaşıran Hoca eve girer. Karısı:
- "Nedir adamların dertleri gece yarısı bağrışıyorlar?" der. Hoca:
- "Bizim yorganmış. Bak yorgan gitti kavga bitti.

Karanlık
Hava kararınca karısı Hoca'dan:
- "Efendi, sol tarafında fener olacaktı ver de yakayım." der. Hoca:
- "Karanlıkta ben nerden bileyim sol tarafım neresi!"

 

Gençlik

Gençlik, ihtiyarlık
Nasreddin Hoca'nın da bulunduğu bir mecliste gençlikten ve ihtiyarlıktan bahsediliyormuş.
Herkes de insanın genç iken kuvvetli olduğunu, fakat ihtiyarladıkça bu kuvvetini kaybettiğini söylerler.
Yalnız hoca bunu kabul etmez:
- “Hayır, hiç de doğru değil, der. Bir insan gençliğinde ne kadar kuvvetli ise ihtiyarlığında da o derece kuvvetlidir.” Hemen itiraz ederler. Ama Hoca bunu kabul etmez:
- “Tecrübemle biliyorum, ısrar etmeyin!” der,
- “Bu tecrübe nedir?”, diye merakla sorarlar.
Bunun üzerine hoca şu cevabı verir:
- “Bizim evin bahçesinde bir büyük taş vardır. Çok eski zamandan beri orada durur. Gençken kaç sefer denedim, ama yinede yerinden kımıldatamadım. Demek oluyor ki insan gençliğinde ne derece kuvvetli ise, yaşı ilerleyip ihtiyarladıktan sonra da bu kuvvet değişmiyor.”

Kaybolan Ayaklar
Çocuklar bir gün dere kenarında oynuyormuş.Nasreddin Hoca'yı gören çocuklar, ‘hadi Hoca'ya şaka yapalım' demişler.Çocuklar ayaklarını birbirine dolaştırıp:
- Hocam ayaklarımız karıştı, bulamıyoruz, demişler.Hoca şöyle bir bakmış eline bir sopa
almış.Çocukların ayaklarına ufaktan dokunmaya başlamış.Çocuklar hemen ayaklarını çekmişler. Hoca:
- Gördünüz mü? Nasıl da buldunuz ayaklarınızı, demiş.

Çocukluğa Özlem
Günün birinde Hoca evine gidiyormuş. Yolda birkaç çocuğa rastlamış. Dinlenmek ve çocukları seyretmek için bir taşın üzerine oturmuş. Aniden bir çocuk Hoca'nın kavuğunu kapmış ve onu diğer çocuklara atmış. Hoca, kavuğunu geri almak için, öfkeyle fırlayıp çocukların arkasından koşmuş. Hoca, çocukların arkasından koşamayacak kadar yorulmuş ve kavuksuz olarak eve dönmüş. Karısı onu görünce çok şaşırmış ve sormuş:
- Bey, kavuğun nerede? - Ah! Kavuk çocukluğunu özlemiş, şimdi komşu çocukları ile yolda oynuyor.

Kasatura
Hoca henüz talebe iken bir kasatura taşıdığını gören subaşı durdurunca. Efendim ben öğrenciyim bunu kitaplardaki yanlışları kazımak için kullanıyorum der. İyi ama der subaşı bu fazla büyük değil mi? Hocada :
-"Bazen yanlışlar o kadar büyük oluyor ki bu bile yetmiyor efendim?" der.

Eşeğe Ters Binme
Günün birinde Nasreddin Hoca, Sivrihisar'a gitmeye karar vermiş ve eşeğine binmiş. Fakat binerken hata yapmış ve eşeğin üzerine ters olarak oturmuş. Babası kızmış ama o kendini şöyle savunmuş:
- “Tek suçlu ben miyim? Neden eşeğe bağırmıyorsun? Eğer o ters dursaydı, ben de doğru binecektim.”

Kapı
Bir gün annesi ona:
- “Yavrum, dereye çamaşır yıkamaya gidiyorum. Ben gelinceye kadar sakın kapıdan ayrılma” der.
Biraz sonra amcası gelir.
- “Git annene haber ver! Akşama size geleceğiz.”
Küçük Nasreddin, amcası gider gitmez hemen evin kapısını çıkarıp sırtına yükler ve derenin yolunu tutar. Annesi, oğlunu sırtında kapı ile görünce büyük bir şaşkınlık içinde şöyle sorar:
- “Oğlum bu kapı ne?” Nasreddin,
- “Sen bana kapıdan ayrılma dememiş miydin? İşte bende kapıdan ayrılmadım” der.

Minare
Küçük Nasreddin ve ailesi şiddetli bir depremden dolayı, Sivrihisar köyünü terk etmek zorunda kalmış. İlk olarak vardıkları yerde bir cami görmüş. Hoca, bir adamın minareden bağırdığını görünce şaşırmış.
Nasreddin Hoca daha fazla dayanamamış ve:
- “Hey sen! Yardım için bağırdığını biliyorum. Fakat bunu, bu dalsız yüksek ağaca tırmanmadan evvel düşünmeliydin” diye bağırmış.

Güneş Mi Yoksa Ay Mı?
Günün birinde öğretmen sınıfta Nasreddin'e sormuş:
-“Anlat bana bakalım, güneş mi yoksa ay mı bizim için daha önemlidir?”
- “Tabii ki ay, zira güneş gündüz parlar. Fakat ay buna karşılık gece parıldar ve bize yolumuzu gösterir”.
Öğretmen bu cevaba gülmesine rağmen, uzun uzun düşünmüş.
- “Hayatını kolaylaştıran kişiler şansı hiç düşünmezler. Fakat kendilerinin korktuğu gece olunca, şansın ne olduğunun farkına varırlar ve karanlığı yok eden ayı görmeyi ümit ederler”.
Öğretmen bunun arkasından tekrar sormuş:
- “Pekala, eski ayları daha sonra ne yaparlar?” Nasreddin şüphe etmeksizin cevap vermiş:
- “Ha... Onu da kırpar kırpar yıldız yaparlar”.

Ayakkabılar Yol İçindir
Bir gün çocuklar, yüksek bir ağacın dibinde tartışmaya başlamışlar; “bu ağaca kimse çıkamaz” demişler. Hoca da ileriden görünmüş. Hoca'yı görür görmez, “bahse girişelim de çıkınca pabuçlarını çalalım” demişler ve koşup Hoca'ya, “bu ağaca kimse çıkamaz” demişler. “Sen ne dersin Hoca?” diye sormuşlar. Hoca, “ben çıkarım” demiş. “Peki” demişler, “yiğitsen çık da görelim”. Hoca pabuçlarını çıkarıp koynuna koymuş, ağaca tırmanmaya başlamış.
- “Hoca, pabuçlarını ne diye koynuna koydun?”
- “Ne olur, ne olmaz belki ağaçtan öteye bir yol görünür”.

Terzi           
Annesi küçük Nasreddin'i terziye çırak olarak verir. Aradan iki yıl geçmiştir. Bir gün annesi oğlundan bir şeyler dikmesini isteyince, Nasreddin:
Anneciğim şimdiye kadar işin yarısını öğrendim, bu ise dikilmiş şeyleri sökmektir. Ömrüm yeterse terzi amca elbise dikmeyi de öğretecek.

Kazma Kılıfı
Çocuklar bir tek çizme bulup Hoca'ya getirmişler:
- Bu nedir? Diye sormuşlar.
- Bilmeyecek ne var? Demiş, Hoca; kazma kılıfı!

İktisat

Tedbir
Adamın biri Hoca'dan bir hafta sonra kesinlikle vereceği sözüyle bir miktar borç ister. Hoca parasını geri alacağından ümitsiz nasıl olduysa parayı istemeyerek vermiş bulundu. Bir hafta sonra adam sözünde durunca Hoca bu işe çok şaşırdı.Bir zaman sonra aynı adam:
- “Hocam bak geçen sefer tam zamanında borcumu ödemiştim bana tekrar borç verir misin?” Hoca:
-“ Kusura bakma arkadaş geçen sefer beni çok şaşırttın. Tekrar eski fikrime dönmek istemem.”

Herkesi Memnun Edemezsin
Hoca komşu köye gitmek için yola çıkar. Yolda bunları gören bir köyün delisi gülerek:
- “Hocam eşeğin boşta ama siz yürüyorsunuz.” Deyince Hoca hemen oğlunu eşeğe bindirmiş giderken yolda karşılaştıkları bir ihtiyar:
- “Ayıp kardeşim, ihtiyar babasını yürütüyor kendi eşeğe binmiş.” Diye Hoca'nın oğlunu yadırgar.
Bunun üzerine Hoca eşeğe kendi biner. Biraz sonra bir grup kadın karşılarına çıkar:
- “İnsaf et Hocam el kadar çocuğu yürütüyorsun kendin eşeğe biniyorsun.” Derler. Hoca tutar oğlunun elinden ve arkasına oturur ve beraber yola devam ederken katırcı ile karşılaşırlar katırcı:
- “Yazık Hocam zavallı bir eşeğe bu sıcakta iki kişi binilir mi hiç?” Sonunda Hoca dayanamaz hayatta bir kişinin herkesi memnun etmesi mümkün değildir der ve oğluyla birlikte eşeği sırtlanıp giderler.

İleri Dönük
Komşu kasabaya hamama giden Hoca'yı tanımayan hamamcı Hoca'nın sade kıyafetine bakıp pek itibar etmez. Eski bir havluyla pörsümüş bir sabun verir fakat Hoca çıkışta giyimine göre hiç beklenmeyecek şekilde hamamcıya ve çalışanlarının her birinin eline birer altın sayınca hepsi şaşırır. Ertesi hafta yine gelen Hoca'ya pek itibar ederler, en güzel havlulardan ve parfümlü sabunlardan verirler. Bir güzel yıkarlar, keselerler, masaj yaparlar fakat Hoca çıkışta geçen hafta aldıkları gibi altın geleceği için avucu kaşınarak bekleyen sadece hamamcıya değeri düşük bir bakır para vererek:
- "Geçen hafta verdiğim altınlar bu haftaki ücrettir, bu bakır para ise geçen haftanın." der.

Turşucu
Nasreddin Hoca turşuculuk yapıyormuş.
- “Haydi turşucu geldi, turşucuuuu...” diye bağırdığında eşeği anırıyormuş. Durum bir kaç defa tekrarlanınca Hoca, Karakaçan'ın kulağına eğilmiş:
- “Yeter be! Turşuyu sen mi satıyorsun yoksa ben mi?!”

İnek
Hoca dişten tırnaktan arttırıp kara gün için biraz para biriktirmiş. Parayı bir keseye doldurup ağzını sıkıca bağlamış. Önce bahçesinin bir köşesine gömmüş. Ama içi rahat etmemiş, hırsız gömdüğü yeri bulacak endişesine kapılmış ve keseyi oradan alıp başka yere gömmüş...
Orayı da beğenmemiş bu kez başka yere gömmüş. Derken bahçede neredeyse kazmadığı yer kalmamış. Nereye gömse gönlü bir türlü rahat etmiyor, “burasını da hırsız bulur” diyormuş.
Öyle şaşkın şaşkın elinde para kesesi bahçenin ortasında düşünüp dururken gözüne köşedeki tümsek ilişmiş. “Tamam, demiş, tam yerini buldum.”
Para kesesini uzun bir sırığın ucuna iliştirip o tümseğe çakmış. Kendi kendine, “hırsız kuş değil ya, sığırın tepesindeki para kesesini alsın,” diyerek evine gitmiş.
Hoca bütün bunları yaparken, meğer adamın biri kendisini gözetliyormuş. Hoca eve girer girmez adam bahçeye atlamış. Sırığı çıkarıp ucundaki para kesesini aldıktan sonra da tepesine biraz sığır pisliği sürerek eski yerine çakmış ve çekip gitmiş.
Gel zaman, git zaman Hoca'ya para gerekmiş. Bahçeye gelip bakmış ki sırığın ucundaki para kesesi yerine sığır pisliği var.
Başını iki yana sallayarak kendi kendine söylenmiş:
- “Allah Allah, ben buraya adam çıkmaz diyordum, nasıl oldu da inek çıkabildi?”

Alış - Veriş
Nasreddin Hoca bir gün heybe almak için pazara gider. Güzel bir heybe görüp pazarcı ile pazarlık yapar ve 1 akçeye anlaşırlar. Tam oradan ayrılacaktır ki daha güzel bir heybe dikkatini çeker:
- Kaç akçe şu heybe muhterem?
- 2 akçe hocam.
- Aldım gitti, diyen hoca elindekini bırakır ve onu alıp tam gidecekken pazarcı seslenir:
- Hocam. Bu heybe 2 akçe. Sen 1 akçe verdin.
Hoca sinirlenir:
- Bre cahil adam! Sana önce 1 akçe verdim. Sonra da 1 akçelik heybe bıraktım! İkisi eder 2 akçe. Daha benden neyin parasını istersin!

Yelpaze
Nasreddin Hoca, geçim sıkıntısından tavuk tüyünden yelpaze yapıp satmaya başlamış.Müşteriler yelpazeyi kullanıp denemiş, tüyler hemen dağılmaya başlamış.
- “Bu nasıl yelpaze, sallar sallamaz tüyleri dökülmeye başladı,” demiş müşteriler. Hoca :
- “Kullanmasını bilmek lazım, yelpazeyi sıkı tutarak, başınızı iki tarafa sallarsanız olur”

Vade
Hoca'dan, vade ile para istemektedir. Hoca duraklar: "Benden sana bol bol vade, parayı da başkasından iste!".

Peşin Para
Hoca bir komşusundan ödünç para almıştı. Borcunu vaktinde ödeyemedi. Alacaklı bir gün kapısını vurdu:
- Kusura bakma Hoca Efendi, alacağımı istemeye geldim. Hoca'nın o anda kesesinde bir akçesi bile yoktu. Komşusuna:
-Bak şu bahçenin kenarındaki çalıları görüyor musun? Buradan geçen koyunların yünleri bu çalılara takılacak. Bu yünleri toplayacağım. Eğirtip iplik yaptıracağım. İpliği satıp sana borcumu ödeyeceğim.
Hoca'nın yine şakalaştığını sanan komşusu gülmeye başladı.
- “Alem adamsın Hoca!” der. Alacaklının güldüğünü görünce Hoca da:
- “Peşin parayı görünce nasıl da gülersin değil mi!”

Kırk Yıllık
Hoca'dan sirke isteyen komşusuna benim sirke kırk yıllıktır bunun için veremem deyince adam:
-"Olsun Hocam ne eksilir biraz versen?" der ama Hoca yaman bir defa sirke vermeyecek ya:
-"Hiç olurmu efendi her gelene biraz versen kırk yıl sirke elde kalır mı?"

Katır
Nasreddin Hoca bir gün pazara gider, bir at almak ister. Bir katır getirirler, bunu al, derler. Hoca da bu katırdır, bilirim, dediği halde ısrar ederler. Hoca çaresiz kalıp katırı alır. Üzengi vurup üzerine bineyim derken, katır bir çifte atar. Hoca da:
- "Bilirim sen benim bildiğim eski katırsın, beni bana komadılar" der.

Ticaret
Hoca 10 akçeye aldığı 10 odunu, 9 akçeye satıyormuş
-"Hocam bu ne iştir hiç böyle ticaret olur mu?" demişler. Hocada
-"Önemli olan işi nasıl yaptığın değil, insanların seni iş yaparken görmesidir."

Karşılık
Yedi kör, nehirden karşıya geçirmesi için Hoca'yla adam başı iki akçeye anlaşırlar. Akıntının arttığı bir yerde ikisi suda kaybolunca körler hocaya çıkışır. Hoca da:
-"Ne bağırıyorsunuz dört akçe eksik verirsiniz".

Cimri
Cimrinin biri çaya düşmüş. "Elini ver, elini ver" diye bağırmışlar. Ama adam elini uzatmamış.Tam boğuluyormuş ki ! Hoca seslenmiş:
- Yahu! o vermeyi bilmez."Elimi al " diye bağırsanıza.

Göl Maya Tutar mı?
Hoca göl kenarında oturmuş.Elinde yoğurt kasesi.Göle maya çalıyormuş. Bunu gören komşusu şaşırıp sormuş:
-Hoca Efendi hiç göl maya tutar mı?
-Tutmaz bilirim tutmaz. Ama! ya tutarsa !

Bu Mümkün Değil
Hoca, bir ara, zeytin satmaya heveslenmiş. Bir küfe zeytin alarak pazarda satmaya başlamış. Kadının biri zeytin küfesine yaklaşıp fiyatını sormuş ve zeytini pahalı bulmuş. Hoca:
- “Hele bir tane ye de tadına bak!...” demiş. Kadın:
- “Baksam ve beğensem bile peşin para ile alacak değilim.” Deyince, Hoca:
- “Canım sen yabancı mısın? Rahmetli kocanla dostluğumuz vardı. Ne olacak, sonra verirsin parasını! Lakin şu zeytinden bir tane tad da gör!..” Demiş. Kadın ise nazlanmakta devam etmiş:
- “İmkânsız, bugün oruçluyum. Üç yıl önce Ramazanda hastalanmıştım da bir hafta oruç tutamamıştım. Bugünlerde o borcumu ödüyorum.” Bu söz üzerine Hoca, başını sallamış:
- “Haydi, güle güle git! Ben vazgeçtim bu alışverişten.
Zira Allah'a olan borcunu üç yıl sonra ödeyen bir kimse, kulun zeytin borcunu kim bilir ne zaman verir!...”

Ödül
Hoca bir gün yeni aldığı güzel ve çok pahalı sarığını kaybeder. Bir arkadaşı sorar:
- “Hoca sarığın kaybolmasına çok mu üzüldün?”
- “Hayır. Sarığımın tekrar geleceğini adım gibi biliyorum. Çünkü sarığımı bulana yarım gümüş vereceğim.”
- “Bu kadar az bir ödüle karşılık senin sarığını bulan adam eminim o sarığı geri getirmez. Zira senin sarığın en azından 90 gümüş eder. Anladın mı Hoca?”
- Evet, işte ben de bunu bildiğim için herkese sarığımın değersiz bir sarık olduğunu ilân ettim ya!”

Kara Tavuk
Hoca, kümesindeki bir kara tavuğu, pazara götürüp satmak ister. Adamın biri alıcı olur, tavuğu şöyle bir gözden geçirdikten sonra:
- Rengini beğenmedim, beyaz olsaydı satın alırdım!...der. O anda Hoca'nın aklını bir kurnazlık gelir, bakkaldan hemen iki kalıp sabun alarak hayvanı yıkamağa başlar. Tabii, hayvanın tüyleri yine simsiyah kalır. Hoca, kendisini hayretle seyreden müşteriye dönerek:
- Aferin boyacıya!.. Hiç de cimri değilmiş; öyle has, öyle bol boya kullanmış ki hayvanın rengini ağartmak mümkün olmadı!... der.
Bu söz, müşteriyi güldürür ve müşteri tavuğu satın alıverir.

Taşıma Parası
Hoca, yükte ağır pahada az birtakım eşyasını bir hamalın sırtına vurup giderken kalabalık bir yerde adamı gözden kaçırır. Sağa sola bakınır, arar, sorar; ortalıkta yok!... On gün sonra, hamala rastlar. Hoca, var gücüyle kaçmaya başlar. Bunu görenler daha sonra Hoca'ya kaçışının sebebini sordukları zaman şu cevabı alırlar:
- “Adamın sırtına on gün önce benim yükü taşıyorken kaybettim. Ya benden on günlük taşıma parası isteseydi halim nice olurdu?...”

Öğüte Değil Paraya İhtiyacım Var
Günün birinde Hoca sevdiği zengin arkadaşı Ali'yi ziyaret etmiş. Hoca arkadaşına:
- “Bana biraz borç para ver?” demiş.
- “Ne için?” diye sormuş arkadaşı.
- “Yüz kuzu satın almak istiyorum”, demiş Hoca.
- “Şayet paran yoksa, kuzuları da alamazsın!”
bunun üzerine Hoca:
- “Senden öğüt değil para istemiştim arkadaşım.”

Para Sevgisi
Cimrinin biri, Hoca'ya, “demek Hocam” der, “parayı sende seviyorsun, fakat neden?” Hoca hemen cevap verir:
- Adamı, senin gibilere muhtaç etmez de ondan.

Çamurlu Kuyruk
Hoca bir gün eşeğini satmak için pazara götürmüş. Yolda eşeğin kuyruğuna çamur bulaşmış. Hoca bunu görür görmez, onu kesip heybeye koymuş.
Pazara geldiğinde bir müşteri eşeği satın almak istemiş. Fakat ilk önce eşeğin bir sakatlığı olup olmadığını araştırmak istemiş. Bu sırada onun kuyruğunun olmadığını görmüş ve:
- “Hey! Bu ne biçim eşek ki? Henüz kuyruğu da yok”, demiş.
Bunun üzerine Hoca şöyle cevap vermiş:
- “Merak etme! Merak etme! Kuyruk yabanda değil. Pazarlıkta uyuşursak heybeden çıkarıp veririm”.

Beş Kuruş
Hoca'nın bakkala elliüç akçe borcu varmış. Hoca bir gün, birkaç eşi-dostuyla çarşıdan geçerken bakkal onu görüp dükkândan fırlamış. Hoca'nın karşısına geçip eliyle para işareti yapmaya başlamış, “borcunu vermezsen seni tanıdıklarının yanında rezil ederim” demek istemiş. Hoca, görmezlikten gelerek başını başka tarafa döndürmüş. Bakkal o tarafa geçmiş, yine aynı işareti yapmış. Bakkalın, bu hareketi devamlı yapması, Hoca'yı fena halde sinirlendirmiş, dostları da işi anlamışlar. Artık sabrı tükenen Hoca, “gel buraya” diye hiddetle bakkalı çağırmış; “bana bak” demiş, “benim sana ne kadar borcum var?” Bakkal, “elliüç akçe” demiş. Hoca, “peki” demiş, “yarın gel yirmisekiz akçesini al, öbür gün gel, yirmisini daha vereyim; etti mi kırksekiz, geriye ne kalır? Topu topu beş akçe. Be hey zalim adam, beş akçeceğiz için beni çarşıda, ele güne karşı rezil etmekten utanmaz mısın?”

Çekirdeğinde Ağırlığı Var
Hoca, hurma yerken çekirdeklerini çıkarmıyormuş. Karısı: “Efendi, hurmayı, çekirdeğiyle mi yiyorsun” deyince “elbette ben hurmayı aldığım zaman hurmacı da hurmayı çekirdekleriyle tarttı da bana verdi” demiş.

Hoca'nın Çilekleri
Bir gün Hoca erken saatlerde güzel bahçesine gider ve birkaç çilek diker. Fakat akşam olduğunda da onları söker ve beraberinde eve getirir.
Bu sırada bir tanıdık:
- “Bu ne iştir Hoca?” diye sorar. O da:
- “Ortaklık bozuldu, ne olur ne olmaz. Herkes kendi malını göz önünde tutmalı”, der.

Yeni Uşak
Nasreddin Hoca'nın yeni bir uşağa ihtiyacı varmış. Komşusu Ahmet ona:
- “Ben sana Hasan'ı tavsiye ederim. O çok çalışkan bir işçidir,” demiş. Nasreddin Hoca:
- “İyi, onu bana gönder!” Demiş. Birkaç hafta sonra Ahmet, Hoca'ya sormuş:
- “Hasan'dan memnun musun?”
- “Evet, o çok iyi çalışıyor, fakat bana biraz pahalıya mal oluyor. Benden her gün para istiyor.”
- “Bu kadar parayla ne yapıyor ki?” Diye sormuş komşusu. Hoca:
- “Bunu bilmiyorum, şimdiye kadar hiç vermedim ki!”

Uzayan Maşa
Hoca, bedestende dolaşırken tellâlın bir kılıç sattığını görür:
- “Bu kılıç gazidir. On altına satıyorum; bedavadır, bedava!...”
Tellâlın yanına varan Hoca, bu kılıcın bu kadar pahalı satılmasındaki kerameti sorar. Tellâl:
- “Hocam, bu kılıç, düşmana uzatıldığı vakit tam beş arşın uzayıverir! “ Hoca, içinden “ya, öyle mi?” der ve koşa koşa eve gelerek büyük mangal maşasını alıp tekrar bedestene döner; maşayı sallaya sallaya bağırmaya başlar:
- “On altına; bedava, bedava!” Hoca'yı görenler gülüşerek:
- “Bir akça bile etmeyen adi bir ocak maşası on altın eder mi?” Derler. Hoca da onlara şu cevabı verir:
- “Ya, siz adi bir kılıcı biraz önce on altına satıyordunuz!.. “
- “Ama o kılıç, cenkte beş arşın uzar!” Hoca:
- “Eee der, bu maşa da bizin hatunun bana kızıp da şöyle bir kaldırdığı zaman 50 arşın, belki de daha fazla uzuyor.....! “

Hayvanlar

Siz Dışarı Çıkın
Nasreddin Hocanın kadılık yaptığı zamanlarda, bir adam tarafından bir köpek öldürülmüş. Bu suçundan dolayı o şahsı mahkemeye vermişler. Gün gelince mahkeme salonu tıka-basa dolmuş tabii. Salonu dolduranların gürültü yapmaları dolayısıyla rahatsız olan Nasreddin Hoca, sinirlenerek şöyle demiş:
- "Bu kalabalık da neyin nesi? Yahu! Siz dışarı çıkın da ölenin akrabalarından kimler varsa onlar gelsin içeri."

Geç Yiğidim
Hoca Akşehir'de bir akşam evine dönerken karşıdan iri yarı bir köpeğin geldiğini görür. İster ki köpek kaçsın veya kenara çekilsin ama hayvan üstüne üstüne gelmekte. Korkutmak için köpeğe hoşt der ama ne çare ki köpek cevap olarak kocaman dişlerini göstererek hırlar. Hoca bakar ki iş kötü, pabuç pahalı hemen kenara çekilir ve hafifçe eğilerek köpeğe döner:
- “Geç yiğidim geç!...”

Komadılar
Nasreddin Hoca bir gün at pazarına gider, bir beygir almak ister. Buna bir katır getirirler, beygirdir bunu al, derler. Hoca da bu katırdır, bilirim, dediği halde ısrar ederler. Hoca çaresiz kalıp katırı alır. Üzengi vurup üzerine bineyim derken, katır bir çifte atar. Hoca da:
- “Bilirim sen benim bildiğim eski katırsın, beni bana komadılar”

O Bizden Daha Kirli
Hoca bir gün göl kenarında karısıyla birlikte çamaşır yıkamaya gider. Tam işe başlayacakları sırada bir karga gelir ve sabunu kaptığı gibi havalanır. Karısı:
- “Yetiş efendi sabunu kuş kaptı” dediyse de Hoca kılını bile kıpırdatmaz.
- “Telaşlanma karıcığım baksana simsiyah olmuş zavallı, o bizden daha kirli, varsın temizlensin.”

Kurdun Kuyruğu
Nasreddin Hoca ve arkadaşı kurt avına gitmiş. Arkadaşı kurdun inine girmiş, Nasreddin Hoca da inin önünde bekliyormuş. O sırada kurt inine geri dönmüş. Nasreddin Hoca'da kurt içeri girerken kuyruğundan yakalamış. Kurt eşinmeye başlamış, ortalık toz duman içinde kalmış. Nasreddin Hoca'nın arkadaşının gözüne toz gitmiş. Onun bir şeyden haberi olmadığından içerden bağırmış.
- “Hoca efendi bu toz duman da neyin nesi? Nereden geliyor?” Diye sorunca, Hoca demiş ki:
- “Eğer kurdun kuyruğu koparsa, tozun nereden geldiğini anlarsın”

Göl Kuşları
Hoca, bir gün eşeğine binmiş, uzak bir yere gidiyormuş. Hava çok sıcak olduğundan eşek yorulmuş ve susamış. Bir göl görmüş ve eşeği sulamak ve dinlendirmek için göle doğru sürmüş, eşek de suyu görünce koşmaya başlamış ve nerdeyse hocayı düşürecekmiş. Göl kenarına gelince eşek göldeki kurbağalardan ürkmüş ve durmuş. Hocada düşmediği için sevinerek, eşekten iner ve cebinden çıkardığı bozukluk paraları göle atarak;
- “Aferin göl kuşları. Bu parayla helva alıp yeyin,” demiş.

Sıkarken Öldü
Nasrettin hoca bir gün yolun kenarında kedisini yıkıyormuş. Yoldan geçen arkadaşı hocaya:
- “Hocam kediyi yıkama ölür.”
demiş. Hoca aldırış etmemiş ve yıkamış. Arkadaşı dönüşte hocayı tekrar yolun kenarında görmüş. Kedi ölmüştü. adam:
- “Hocam ben size kediyi yıkamayın ölür demedim mi? demiş. Hoca:
- “Ben kediyi yıkarken ölmedi ki sıkarken öldü.”

Düşünür
Tavuğu 5, papağanı 50 akçeye satan adama Hoca sorar.
-Hemşerim bu nasıl kuş 50 Akçe istersin?
-Hocam bu kuşa papağan derler ve konuşur. Hoca hemen eve koşar, kümesten hindisini kaptığı gibi pazara döner, başlar bağırmaya.
-Bu gördüğünüz kuş sadece 100 Akçeye, gel, gelll! Herkesten çok papağan satan şaşar bu ise ve sorar.
-Hocam 100 Akçe çok değil mi bir hindi için?
-Sen 50 ye satıyorsun ama
-Dedim ya hocam benim kuş konuşur ama
-Öyleyse, benimki de düşünür!

Aynı Fikir
Hoca, gençliğinde, cimriliği ve kıskançlığı ile tanınmış olan bir adamın kazlarından birini yolda yakalayıp cübbesinin altına saklamış. Epeyce yol aldığı halde hayvancağız hiç sesini çıkarmamış. Hoca, bir ara “Şu kaza bir bakayım, öldü mü, kaldı mı?” diyerek cübbesinin ucunu kaldırmış. Bu sırada kaz, gagasını açarak sanki “sussss!” der gibi sesler çıkarmaya başlamış:
- Tısss, Tısss!
Hoca, hemen cübbesini örtmüş ve:
- Aferin kaz oğlu, ben de sana bunu tembih edecektim!... deyivermiş.

Tarifi Bende
Günün birinde Hoca et yemeği yemek ister. Kasaptan bir kilo et satın alır. Tarifi kağıda yazıp cebine koyar. Evine giderken, bir karga Hoca'ya doğru uçar, eti kapar ve kaçar. Hoca çaresizdir. Ama hemen elindeki tarifi hatırlar ve tarifi cebinden çıkartarak kuşa doğru şöyle bağırır:
- “Hey, aptal karga tarifi unuttun!

Horoz
Hoca köyünde en yakın kasabaya tavuklarını götürmek için kafese koyar. Yola koyulduktan sonra kendi kendine:
- “Bu cehennem sıcağına zavallı tavuklar dayanamazlar. Onları kafesten çıkarıp salıvereyim!” diye düşünür.
Fakat tavukları salar salmaz hepsi dört bir tarafa dağılıvermişler. Hoca küplere biner ve horozu yakalar:
- “Sen ne biçim kılavuzsun? Güneş doğmadan önce karanlıkta ötmesini biliyorsun da güpegündüz o şehrin yolunu nasıl bilmezsin?”

Yas
Hoca'nın tavuğu kaybolmuş. Bir siyah bez bulmuş, parça parça kesmiş, her parçayı delip her tavuğun boynuna takmış. Bunları görenler,
- “Hoca demişler, bu ne?”
- “Analarının yasını tutuyorlar, demiş.”

Suyundan

Kör Dövüşü
Nasreddin Hoca, gençliğinde dilenen bazı insanlar görür. Epey bir zaman adamları inceler.
Dilenciler kör oldukları için çevredeki insanlar onlara pek çok yardım verirler. Fakat dilenciler bir türlü doymak bilmezler. Hoca, dilencilerin yanlarına yaklaşır. Cebinden para kesesini çıkartıp şakırdatır. Daha sonra dilencilere:
- Alın bu paraları da aranızda bölüşün, diyerek yanlarından biraz uzaklaşır ve adamları izlemeye koyulur. Kör dilenciler, para kesesinin içlerinden birine verildiğini sanarak parayı kapmak için birbirlerine girerler:
- Kese sende!
- Ben de yok sende!
- Çabuk benim payımı verin, yoksa ben size yapacağımı bilirim! gibi sözlerle açgözlü dilenciler, birbirlerine vurmaya, küfretmeye başlarlar ama keseyi de bir türlü ele geçiremezler.
Hoca bunları gözlerken:
- Hey gidi açgözlü iki dünya körleri hey! diye söylenirken biri:
- Ne oluyor Hoca? diye soru sorar. Hoca:
- Ne olacak, kör dövüşü nedir bilmiyorsan öğren, der.

Postacılar
Nasrettin Hoca`nın bir gün paraya çok ihtiyacı olmuş ve Allah`a mektup yazmış. Mektupta; "Allah'ım bana yüz altın gönderir misin?" yazıyormuş. Gitmiş
mektubunu postaneye vermiş. Postacılar bakmışlar ki mektup Allah`a gidecek, merak edip mektubu okumuşlar ve kendi aralarında altın toplamışlar
fakat 99 tane çıkmış. Bir zarfın içine koyup, Nasrettin Hoca`nın evine bırakmışlar ve kapının arkasından dinliyorlarmış.
- “Nasrettin Hoca mektubu açıp altınları saymış ve Allah`a dua edip; "Allah'ım bi daha şu postacılarla gönderme, hiç güven olmuyor."

Karanlık
Hoca, bir gün yüzüğünü kaybetmiş.Aramış, aramış bulamamış.Canı sıkılmış, sokağa çıkmış.Orada da sağa sola bakınmaya başlamış. Yoldan geçen komşusu durup sormuş.
- Ne arıyorsun Hocam.
- Evde yüzüğümü kaybettim de.
- İlahi hoca, öyleyse neden burda arıyorsun?!
- Eee!! içerisi pek karanlıkta.

Tecrübe
Hoca yüksek bir ağacın üzerine çıkmış bir adam görür. Ağacın altında beş on kişi ne yapalım diye konuşurlarken Hoca yaklaşır, olup biteni sorar.
-"Görmez misin, herif aşağı inemiyor" derler. Hoca:
- "Ne kadar ahmak adamlarsınız, şu kadarcık işi halledemiyorsunuz" diye çıkışır. Sonra bir ip getirmelerini ister. İp gelince Hoca ağaca çıkıp bir ucunu adamın beline sıkıca bağlar, diğer ucunu da aşağıdakilere atar. Adamlar 1,2,3 deyip ipe öyle yüklenirler ki adam tutunduğu dalla birlikte aşağı yere yapışır ve ölür. Hoca şaşar bu işe,
-"Geçen gün bir kuyudan böyle ip ile bir adam çıkardık idi, ölmedi, bu niçin öldü" diye söylenir.

Ümit
Hoca eşeğini kaybetmiş ve arıyor, bu arada da neşeli bir türkü tutturmuş. Birisi sorar:
-Hocam, eşeğini kaybettiğin halde sen türkü söylüyorsun.
-Son bir ümidim, eşeğin tepenin arkasında olabilir. Eğer değilse, bekle ve gör o zaman sen bendeki feryadı!

Testi
Hoca bir gün oğlunu çeşmeye göndermiş ve iki tokat atarak testiyi eline tutuşturmuş ve sakın ha suyu getirirken düşürüp testiyi kırma demiş. Merakla kendisine bakanlara:
-" Ne yani testiyi kırdıktan sonra ne diye tembihleyecektim.

Patlıcan Nedir?
Hoca'nın beş altı yaşlarında bir oğlu vardı, bir gün bir patlıcan göstererek:
- “Bu nedir?” Diye çocuğa sormuşlar, çocuk da:
- “Gözü açılmadık sığırcık yavrusu!”
Diye karşılık verince, bu sırada orada bulunan Hoca göğsünü kabartarak:
- “Vallahi dostlar, bunu ben kendisine söylemedim. Çocuk akıllıdır kendi kafasıyla buldu” demiş.

Kendimi Balık Sandım
Birkaç ahbabı Hoca'ya gelip rica ederler:
- Gel, hep beraber gölde balık avlayalım!...
Derler. Hoca razı olur. Göl kenarında, ahbapları balık ağlarını suya atar atmaz o da göle balıklama dalar. Eşi dostu bağırırlar:
- Hoca, ne yapıyorsun?
Hoca, başını sudan çıkararak cevap verir:
- Kendimi balık sandım da!...

Göl Yerine Otlak
Hoca gençliğinde, Sivrihisar'dan Akşehir'e ilk gelişinde Akşehir gölünü görünce şaşakalmış. Yanındaki arkadaşına:
- Eğer buraya su doldurmamış olsalardı hayvanlar için ne güzel bir otlak olurdu, değil mi?... demiş.

Yabancısıyım
Bir gün bizim Hoca şehrinden pek fazla uzak olmayan bir köyü ziyaret etmiş. Gezerken bir köylü ona:
- “Bugün günlerden hangi gündür” demiş.
Bizim Hoca:
- “Bilmem ki! Ben buranın yabancısıyım.”

Göz Ağrısı
Bir vatandaş Nasreddin Hoca'ya gelir ve göz ağrısından dolayı ona başvurur:
- “Ah, Hoca! Ne yapmalıyım? Bana lütfen bir öğüt ver!”
Hoca da şöyle cevap verir:
- “Benim dişim ağrıyordu, çektirdim kurtuldum sende çektir kurtulursun!”


Ahmak Dediysek
Değirmene buğday götüren Hoca, bir fırsatını bulup orada bulunan diğer çuvallardan birer avuç alıp kendi çuvalına doldururken, değirmenci görür ve Hoca'ya ne yaptığını sorar. Şaşıran Hoca hemen
- “Ben ahmağın biriyim, ne yaptığımı bilmem ki” der. Değirmenci “Ahmaksan neden kendi çuvalından alıp başkasının çuvalına doldurmuyorsun” deyince, Hoca şu cevabı verir
- “Ahmak dediysek, o kadar da değil.”

Bildim Bildim
Bir gün bir adam avucunda tuttuğu yumurtayı işaret ederek:
- “Hoca! Şu avucumdakini bilirsen sana bundan bir kayganalık veririm”, demiş.
Bunu üzerine Hoca:
- “Biraz şeklini tarif edersen, bilirim” demiş.
Adam “dışı beyaz, içi sarıdır” diye açıklayınca Hoca hemen şu cevabı verir:
- “Bildim, bildim. Şalgamı soymuşlar, ortasını oymuşlar, içine havuç koymuşlar.”

Ya Kokusu
Birisi Hoca'nın yanında otururken kazara seslice yellenmiş. Sonra kabahatini belli etmemek için ayağı ile tahtayı gıcırdatmış. Hoca demiş ki:
- “Haydi sesini onun sesine benzettin diyelim. Ya kokusunu ne yapacaksın?”

 

 

Karakaçan

Eşeğin Acelesi
Nasreddin Hoca,bir gün eşeğe binmiş yolda giderken, eşek birden koşmaya başlamış. Kontrolünden çıkan eşeği durdurmaya çalışsa da hoca başarılı olamamış. Eşeğin sırtında iken hocanın rüzgar gibi geçtiğini görenler:
- "Hayırdır hocam,bu telaş da neyin nesi, ne tarafa böyle?" diye sormuşlar. Hoca geride bıraktığı topluluğa eşeğin sırtından başını geri çevirerek şöyle cevap vermiş:
- "Merak edilecek bir şey yok. Eşeğin acele bir işi çıktı da,birlikte oraya gidiyoruz.."

Mısır kadısı
Bir gün Hoca, gene eşeğini kaybeder. Eee, bu kaçıncı! Gayri canına 'tak' eder:
- “Biraz da o beni arayıp bulsun!" diye soylenir. Şuradan şuraya adımını atmaz. Aradan aylar, günler geçer. Karakaçan ne döner gelir, ne bir kuru selam gönderir. Günlerden bir gün Hoca eşekler başı Deli Ömer'i görür ve eşeğinde haber sorar. Deli Ömer:
- “Duymadın mı senin eşek Mısır'a kadı oldu!” Bunu duyunca, Hoca başını sallar:
- “Tevekkeli değil; ben bizim çömeze ders verirken, o da kulaklarını dikip dinliyordu! der

Göle Koş
Hoca, bir gün kırlardan topladığı çalı çırpıyı eşeğine yükleyip evine götürürken acaba, yaş çırpı da kurusu gibi yanar mi? diye düşünür ve şeytana uyarak çakmağını çakar ve alevi çalı çırpıya dokundurur. Aralarında kuruları da bulunan çalı çırpı hemen alev alır. Eşekte bir korku, bir telaş, huzursuzluktur başlar. Anırarak, çifte atarak dört nala koşmaya başlar. Hoca da arkasından olanca gücüyle bağırır:
-Aklın varsa göle koş!

Eşek Nerde?
Nasreddin Hoca İstanbul'a gitmiş. Orada eşeğini kaybetmiş , aramış aramış bulamamış. Bir otele yerleşmiş. Çarşaflar o kadar temizmiş ki yatamamış tutmuş yatağın altına girmiş. Odayı boş gören karı koca odaya yerleşmiş. Adam karısına:
- “Gözlerinde bütün İstanbul'u görüyorum.” demiş. Hoca yatağın altından kafasını çıkarıp:
- “Benim eşeği de görüyor musun?”

Hoca'nın Eşeği Pazarda
Hoca eşeğini pazara götürüp satmak ister. Bir müşteri çıkar. Eşeğin yaşını anlamak için dişine bakacak olur. Eşek onun elini ısırır. Adam sövüp sayarak çekilir gider. Başka bir müşteri çıkar, kuyruğunu kaldıracak olur. Kaba etine demirden bir çifte yer. O da topallayarak sövüp sayarak gider.
Tellâl gelir: “Hocam, der. Bu eşeği kimse almaz. Önüne geleni ısırıyor, tekmeliyor”. Hoca başını sallar ve:
“Zaten ben de onu pazara satmak için getirmedim. İnsanlar görsünler de benim neler çektiğimi anlasınlar diye getirdim” der.

Bildiği
Hoca bir gün eşeğini bulamaz ve basar yaygarayı:
-"Eğer eşeği hemen bulmazsam ben bilirim yapacağımı" diye. Bir kaç saatte eşek bulunur ve Hocaya birisi sorar:
-"Hocam bulunmasaydı ne yapacaktın?", Hoca biraz tebessümle:
- "Ne olacak gidip yenisini alacaktım."

Memnuniyeti
Hoca merkebini kaybetmiş. Hem arar, hem şükredermiş.
- “Arıyorsun iyi, fakat neden şükrediyorsun?”
- “Nasıl şükretmeyeyim ya üstünde ben de olsaydım da beraber gitseydim.”

Nereye
Hoca günün birinde karakaçana binmiş. Fakat bir türlü sahip olamıyormuş. Yolda birisi sormuş:
- “Böyle nereye Hocam?”
- “Eşeğin istediği yere.”

Salıdan Cuma Namazına
Eşeğin üstünde ağır ağır gidiyormuş Hoca. Bir tanıdığı çıkmış önüne:
- “Hocam hayrola, nereye böyle ağır ağır?”
- “Cuma namazına... “
- “Nasıl olur? Bugün daha Salı...” Hoca, eşeğini göstererek şöyle cevap vermiş:
- “İnsanın böyle kocamış bir eşeği olursa, ancak salıdan çıkıp yetişebilir cumaya..”

Kadının Sözü
Hoca karısına bir gün sorar:
- “Birinin öldüğünü nereden anlarsın?”
- “Eli ayağı soğur, ondan bilirim!...”
Birkaç gün sonra Hoca odun toplamaya ormana gider. Hava soğuktur. Bakar ki elleri ayakları buz gibi.
- “Ben mutlaka öldüm!...” diye bir ağacın altına uzanır. Balta sesinin kesildiğini duyan kurtlar eşeği yemeye başlarlar. Hoca yattığı yerden başını kaldırıp,
- “İyi buldunuz sahipsiz eşeği, yiyin bakalım”

Getir Cübbemi Al Semerini
Hoca bir gün eşeğine binip ormanın içinden bahçeye gidiyormuş. Yolda küçük ihtiyacı gelmiş. Eşeğini bir ağaca bağlamış. Pahalı cübbesini eşeğin semeri üzerine atmış ve uygun bir yer aramış.
Bu arada hırsızın birisi gelip cübbesini çalmış. Hoca döndüğü zaman cübbesinin çalınmış olduğunu görmüş. Bunun üzerine eşeğin semerini alıp omzuna atmış ve şöyle söylemiş:
- “Öyle olsun! Hırsız! Sen benim cübbemi geri vermezsen, ben de senin semerini vermem!”

Hoca ve Heybesi
Hoca bir gün pazara gitmiş. Aldığı zerzevatı heybesine doldurmuş, omuzuna vurmuş, eşeğine binmiş gidiyormuş. Yolda birisi:
- “Efendi!. Efendi! Niye heybeyi eşeğin terkisine koyup da rahat rahat gitmiyorsun?” deyince Hoca şu cevabı vermiş:
- “Hem hayvan bizi taşısın, hem de fazla olarak sırtına bir de heybeyi mi yükletelim?”

Mahkeme

Sağlıkla Giy
Nasreddin Hoca bir gün bağlarda yanında arkadaşları ile dolaşırken, Akşehir kadısına rastlamış. Kadı efendi keyfine düşkün bir adammış. Akşehir'de halkın yanında içemeyeceği için, canı içmek isteyince, şarap şişesini alır, bağlara gider, kendisini kimsenin görmeyeceği bir yere varınca şarabı orada içip sarhoş olmuş, sonra cübbesini, sarığını bir yere fırlatıp atmış kendiside sızıp kalmış. Hoca'nın da bir cübbeye ihtiyacı varmış. Üstündeki epey eskiymiş. Yerlere atılmış cübbeyi görünce hemen alıp sırtına giymiş. Kadı akşama doğru ayılmış, bir baksa cübbe yok. Biraz arar bulamaz. Çalındığını sanır. O halde evine gelir. Ertesi sabahta adamlarına kimin sırtında cübbesini görürlerse yakalayıp getirmelerini emretmiş. Adamlar da hemen çarşıyı pazarı dolaşırlar, bir baksalar Nasreddin Hoca'nın sırtında kadı efendinin cübbesini görürler. Hocayı aldıkları gibi kadının huzuruna çıkartırlar.
Kadı cübbeyi tanıyınca sormuş:
- “Bu cübbeyi nerden buldun? “ Hoca cevap vermiş:
- “Dün bazı arkadaşlarla bağda dolaşıyorduk. Bir de ne görelim. Saçı sakalı ağarmış, şöyle sizin gibi kelli felli bir adam, zil zurna sarhoş olmuş yatmıyor mu? Yanında da içilmesi haram olan koca bir şişe şarap da var. Cübbesini sarığını çıkartıp atmış. Bu halde oralardan bir hırsız geçecek olsa cübbeyi çalacak. Buna meydan vermemek için cübbeyi aldım. Sahibi çıkınca hemen çıkarıp vereceğim. Şahitlerim de var, demiş. Kadı şöyle sakalını bir sıvazlamış. Biraz düşünmüş. Sonra:
- “Sen hele onu sağlıkla giymeğe devam et Hoca! Bu cübbenin sahibi çıkmaz“

Tokat
Günlerden bir gün Nasreddin büyük bir şehre gelmiş. Caddede birçok insan varmış. Dikkatsizliği yüzünden kalabalık içerisinde bir adama çarpmış . Nasreddin Hoca daha özür dilemeye fırsat bulamadan adam Hoca'ya esaslı bir tokat atmış. Hoca buna çok kızmış ve onu Kadı'ya getirmiş. Kadı her ikisini de dinledikten sonra kanun hükümlerine bakmış ve hemen şöyle karar vermiş: “Tokat için Hoca'ya 10 para ödemek zorundasın.” Bu hafif ceza kararı ile Nasreddin, davalının Kadı'nın arkadaşı olduğunu anlamış. Davalı ise yanında parası olmadığını iddia ederek para alıp gelmek için eve gitmiş.
Gerçekten Hoca 10 parayı alabilmek için davalı geri gelene kadar beklemek zorunda kalmış. Kadı sessizce kanunları okumaya devam etmiş. Nasreddin Hoca da bekledikçe beklemiş. Adamın gitmesinden iki saat geçmiş olmasına rağmen para gelmemiş. Hoca hemen ayağa kalkmış. Kadı'ya kuvvetlice bir tokat indirmiş ve şöyle söylemiş:
“Öyle ya! Şimdi 10 parayı siz alırsınız, bu adam parayı bana getirene kadar bekleyemem. Çünkü acele bir işim var.”

Kim Suçlu
Neticede biri ölen ineklerin kavgasından sonra adamın biri gelip senin inek benim ineği öldürdü, hayvanlara sebep bağlanmadığından dolayı, kesinlikle sorumsuzlardır. Bu yüzden de, sahibi sorumlu tutulamaz!" der
-Hocanın aklına yatar ama, "yerine göre" der, hüküm vermeden. Uyanık adam;
-Hocam galiba ölen benimki değil senin inekmiş.
Hoca katibe seslenir:
- Oku bakayım kara kaplı kitaptaki şu hayvan sahibinin sorumluluğunu!"

Haklı Haklıdır
Hoca, kısa bir süre önce hakimliğe atanmıştı. Ona ilk dava sunulmuştu ve davacı öyle inandırıcı deliller göstermişti ki, Nasreddin Hoca:
- “Haklısın”, demiş.
Mahkeme kâtibi onu, davalıyı dinlemeden önce karar vermemesi için uyarmıştı.
Davalının güzel konuşması onu öyle etkilemişti ki, adam konuşmasını bitirir bitirmez:
- “Haklısın”, demiş.
Mahkeme kâtibi bu yargılama şekline asla razı olmamış ve:
- “Beyefendi, her ikisi de haklı olamaz ki” Hoca:
- “Sen de haklısın” demiş.

Kanunun Alfabesi
Nasreddin Hoca caddenin üzerinde, çok arzu ettiği değerli bir yüzük bulmuş. Fakat kanun, bir şey bulan kişinin çarşı meydanına gitmesini ve bulunan şeyi yüksek sesle üç defa tanıtmasını istiyormuş.
Hoca, sabah saat üçte sessizce çarşı meydanına gitmiş ve bütün kuvveti ile bağırmış: “Çok değerli bir yüzük buldum.” Üçüncü defada çarşı insanla dolmuş. “Ne söyledin ki Hoca?” diye sormuşlar.
“Kanun üç defa bağırmamı istiyor. Dördüncü defa bağırırsam belki kanunu çiğnerim. Fakat size daha başka bir şeyi bildirebilirim.
- Ben pırlanta bir yüzüğün kanunî sahibiyim.”

Etraflıca İlgi
Nasreddin Hoca, kendi köyünde hakim olarak çalışırken, adamın biri gayet heyecanlı bir şekilde ona doğru koşmuş ve hakkını istemiş:
- “Saldırıya uğradım ve soyuldum” diye bağırıyormuş. “Hemen bu köyün önünde. Buradan biri olmalı. Suçluyu bulmanızı istiyorum. Benim pelerinimi, kılıcımı ve hatta çizmemi de çaldı!”
- “Gördüğüm kadarıyla atletini çalmamış?”
- “Hayır, onu çalmadı.” Hoca:
“O halde o bizim köyden değil. Burada her şeyle etraflıca ilgilenilir. Sen suçluyu aramızda haksız yere arıyorsun.”

Kadı'nın İneği
Nasreddin Hoca'nın Kadı vekilliği yaptığı günlerden birinde adamın biri, dili bir karış dışarıda, endişeli endişeli mahkeme binasına doğru koşuyormuş.
Hoca da, makamına oturmuş keyifli keyifli kahvesini içiyormuş. Birden odanın kapısı açılmış. Adam nefes nefese, - “Kadı Efendi, Kadı Efendi! Adaletini göster!” deyip, biraz durmuş, sonra da anlatmaya başlamış:
- “Efendi Hazretleri, ben cahil bir adamım. Kanundan filân anlamam. Onun için size geldim, sorup öğreneyim, dedim. Bir inek, bir ineği öldürürse cezası ne olur acaba?” diye sormuş.
Hoca, güya adamı ikna edebilmek için önünde duran kara kaplı kitabı açmış. – “Eveeet! İşte, şurada bir yerde yazılı olacak... Tamam, tamam! İşte buldum. Dinle bak” dedikten sonra:
- “İki inek kavga eder de biri diğerini öldürürse, hayvanda akıl olmadığından cezalandırılamaz. Şayet, sahibinin olaydan haberi yoksa ona ceza verilmez,” demiş.
Hoca'nın bu sözleri üzerine adam rahatlamış. Derin bir nefes almış. Sonra da kıs kıs gülerek, - “Hoca efendi, nasıl olsa kanunu söyledin. İşini aslını şimdi dinle” dedikten sonra da:
- “Efendi Hazretleri, az önce doğruyu söylemekten korkmuştum. Benim ineğin ne kadar dövüşçü olduğunu bilirsin. Bu sabah çayırda otlarken senin sarı ineğin karnını deşip öldürdü” demez mi?
O zaman Hoca'nın rengi atmış. Bütün hiddetiyle gürleyerek,
- “Demin ben de sana, seni baştan savmak için yalandan okumuştum. Şimdi mesele değişti. Hele şu kara kaplı kitabı bir daha açık okuyalım!” demiş.

Çömlek
Günün birinde Hoca'nın Kadı'ya işi düşmüş. Hoca Kadı'nın yaptığı her iş için bir hediye istediğini duyunca “ne vermeliyim acaba?” diye düşünmeye başlamış. Hoca çömleğini yanına alarak nehrin kenarına gitmiş. Çömleği çamurla doldurmuş ve üstüne de bal koymuş. Kadı, Hoca'nın elinde çömleği görür görmez, işi gücü bırakır ve çömleği alıp belgeyi Hoca'nın lehine onaylar. Nasreddin Hoca gittikten sonra Kadı bir parmak alınca anlamış ki çömleğin altı koyu balçıkla dolu. Hemen Hoca'ya bir adam yollamış. Gelen adam:
- “Hocam, Kadı efendi seni çağırıyor. Belgenin bir yerinde bozukluk varmış, onu düzeltecekmiş.” Hoca, bu sözü duyunca demiş ki:
- “Bozukluk belgede değil, bal çömleğinde.”

Kim Isırdı?
Hoca kadı iken iki adam gelmiş. Biri diğerini göstermiş:
- “Bu adam kulağımı ısırdı,” demiş. Diğeri kendini şöyle savunmuş:
- “Hayır! O kulağını kendi ısırdı.” Hoca sormuş:
- “Kim ısırdı?”
- “Kendisi.” Hoca odasına dönmüş ve kendi kendine kulağın ısırılıp ısırılamayacağını düşünmüş ve bir de kendisi denemiş. Denerken yere düşmüş ve ayağını kırmış. Doktorlar gelmişler ve ayağını sarmışlar. Ertesi gün Hoca suçlunun kim olduğuna karar vermiş:
- “Aptal! Kulağı ısıran da sensin, benim bacağımı kıran da.”

Buharını Satan, Parasının Sesini Alır
Bir yoksul, nasılsa elde ettiği kuru arpa ekmeğini, bir aşçı dükkânına gidip tenceresinden çıkan buhara tutar, yumuşatır ve yermiş. Ekmeği tamamiyle yedikten sonra aşçı, yoksulun yakasına yapışmış; “buharımın parasını ver” demiş. Adamcağız; “yahu, insaf et, buhar da para ile satılır mı?” demişse de dinletememiş. Sonunda mahkemelik olmuşlar ve kadılık yapan Hoca'ya gitmişler.
Hoca davayı dinledikten sonra cebinden iki akçe çıkarıp iki avucunun arasına kor, davacıyı çağırıp iyice dinledikten sonra avuçlarını adamın kulağına yaklaştırır ve sallar. Paralar da avucunda şıngır şıngır sallanır. Adama, “haydi” der, “al paranın sesini ve git.” Aşçı, “paranın sesi alınır mı” deyince Hoca şöyle cevap verir:
- “Yemeğin buğusunu satan, paranın sesini alır.“

 

 

Yönetici

Bana Ne Ad Koyarlardı?
Bir gün Nasreddin Hoca'ya Timur :   
- “Yahu, şu Abbasi halifelerinin her birisi birer lakap almış kimi El mutazımBillah, kimisi de El mütevekkil-Allah, diye anılıyormuş. Ben acaba onların zamanında hükümdar olsaydım, bana ne ad koyarlardı. Hoca hiç çekinmeden :   
- “Sana da Neüzzü-Billah (Allah sığınırız) derlerdi.”   

Ayva İle İncir
Nasreddin Hoca bir gün Timurlengi ziyarete karar verir.Giderken yanına hediye olarak bir sepet ayva alır.Fakat hoca yolda ayva yerine incirin daha iyi hediye olacağına karar verir ve dönüp ayvaları boşaltır onların yerine sepeti incir doldurur. Padişah Timur 'a hocanın kendisine hediye getirdiği ve huzura kabul edilmesini istediği bildirilir. Hoca huzura alınır. Hediye olarak çok değerli bekleyen padişah
incirleri görünce çok kızar ve incirleri tek tek hocanın kafasına vurur. Fakat hoca acıdan bağıracağına Allah'a şükreder. Şaşıran Padişah sebebini sorar, Hoca :
-Padişahım ya ayvaları getirseydim halim ne olurdu der...

Peygamberi Barbar Cengiz
Hoca bir gün Timur'un adamlarından birine sormuş:
- “Sen hangi mezheptensin? “ Adam elini göğsüne koyarak,
- “Emir Timur!” demiş. Oradaki bir başkası:
- “Hoca Efendi, bir de peygamberini sor bakalım, demiş. Hoca:
- “Gerek yok, imamı Topal Timur olursa, peygamberi de kesinlikle Barbar Cengiz'dir!”

Yemesi Kolay Olsun Diye
Timur'un defterdarı hesapta bir yanlışlık yapar. Bunun üzerine Timur o defterdara kağıtları
yedirir ve işten kovar. Yerine Nasrettin Hoca'yı alır. Hoca hesapları yufka üzerinde yapmaya başlar. Timur bunu görür ve sebebini sorar. Hoca aynen şu cevabı verir:
- “Yemesi kolay olsun diye”

Ye deve ölür, ye ben ye da Timur
Bir gün Timur, Hoca'yla hoşbeş ederken, "Buradan attım kılıcı, varıp Halep'de oynadı bir ucu!" kabilinden, sözü uzattıkça uzatarak, büyüttükçe büyüterek, pireyi deve yapar.. Hoca'nın kafası bozulur. O da tutar, Allah'ın devesini, dev yapılı bir mahluk haline kor:
-Doğrusu elimden nice develer gelip geçti ama, böylesini görmedim. Uç desem, kanatlanıyor; yürü desem, ayaklanıyor. Ne çare ki, benim çömez misali okuması var, yazması yok! kabilinden satar, savurur.
Timur buna, parmağını ısırır:
- “Aman su mahluku bir göreyim! der.
Hoca hiç istifini bozmadan:
-Devletlim, der; bugünlerde, namaz başlarını öğretiyorum. Allah izin verirse, seneye yine geldiğimde, önünüze diz çöksün!" der. Timur seneyi iple çeker.
O gün gelince, Hoca:
- “Sormayın efendim, Kuranı okumaya başlayınca, öyle bir aşka geldi ki, simdi de, ‘Hafız olacağım!' diye tutturdu. Allah ecelden aman verirse, bir daha ki seneye getireyim de hıfzını dinleteyim! deyip Timur'un otağından ayrılır. Timur, gene seneyi iple çekmeye baslar, Hoca'nın esi dostu;
- “Bre Hoca, sen kanınla mı oynuyorsun? Kaçın kurdu Timur; böyle palavraları yutar mı? diye çekip çekiştirince, Hoca;
-Yahu, ne telaş ediyorsunuz, seneye kadar çok zaman var. O zamana kadar Ye deve olur, ye ben ye da Timur!

Kazın Ayağı
Timurlenk, Ankara Savaşı'ndan sonra Sivri Hisar'a gelir. Hoca kolları sıvar. Semiz bir kızarttıktan sonra
alır Timur'a doğru yola koyulur. Hocanın karnı da açtır. Tepsideki kaz kokusu burnuna gelir. Hoca bir yutkunur, iki yutkunur, dayanamaz. Bir budu kopartıp
yer. Timur:
- "Nerede bu kazın diğer budu?" diye sorar. Hoca hiç tereddüt etmeden bir kafadan atar:
- "Bizim burada kazlar tek ayaklıdır Şevketlim!" der. Timur kızar:
- "Haydi gidip görelim" der. Hoca'nın mahallesine giderler. Kış günlerinde kümes hayvanları tek ayakları üzerinde dururlar ya... Hoca kazların o anda öyle durduklarını görünce:
- "İşte Sultanım! Demin söylediğim gibi... Bizim burada kazlar tek ayaklıdır!" der. Tam o sırada yanlarından bir davulcu geçiyormuş. Timur ona kazları ürkütmesini
emreder. Davulcu, şaşkınlıktan hayvanların üzerine tokmağını fırlatır. Tabii kazlar iki ayaklı olup kaçarlar. Timur Hoca'ya döner:
- "Bre Hoca sarığından utanmaz misin? Huzurumuzda nasıl yalan söylersin?" diye gürler. Hoca son derece pişkindir. Hiç istifini bozmaz. Ve ona su cevabı
verir:
- "Kızma Sultanım! O tokmağı sen yeseydin dört ayaklı olurdun!.."

Korkudan doğan İhtiyaç
Timur bir asker çağırır, Hoca hedef olacak, asker onun cüppesine, kavuğuna ve kalbine atacaktır. Hoca korkusunu hiç belli etmez. Birinci ok yerini bulur, ikincisi kavuğu devirir, Timur üçüncüsünü attırmaz, Hoca'ya bir cüppe, bir kavuk ve bir altın madalya verilmesini söylerken Hoca konuşur:
- "Bir de don!"

Hoca'nın Cesareti
Hoca, Timur'un halka ettiklerinden bıkıp usanır. Bir gün, her şeyi göze alıp saraya gider. Hoca da sinirli sinirli:
- “Devletlim, halka çektirdiğin bu zulme bir son vermez veya en kısa zamanda buralardan çekip gitmezsen ben yapacağımı bilirim” der. Hoca'nın bu şekilde tehdit edercesine çıkışması, Timur'u çileden çıkarır. Timur:
- “Yaa, öyle mi?.. Demek ki, sen ne yapacağını bilirsin... Söyle bakalım ne yaparsın?...” diye haykırır. Hoca Timur'un çileden çıktığını görünce gayet yavaş ve yumuşak bir sesle sözünü şöyle bitirir:
- “Aman sultanım, hiç öfkelenmeyin, siz gitmezseniz, Akşehir halkını ardıma takıp ben gideceğim de!...”

Timur'un Ederi
Timur Hoca'ya sorar.
-"Şu halimle ben kaç para ederim?..." Hoca;
-On Akçe der.
-Bre gafil sen bana nasıl on Akçe ettiğimi söylersin bu parayı sadece Peştamal yapar! deyince, Nasreddin Hoca boynunu bükerek;
-Peştamalı hesaba kattım zaten! der.

Cennet
Padişah Hoca' ya sormuş.
-"Hocam ölünce cennete mi gideceğim yoksa cehenneme mi?"
-"Cellatlarınızın kılıçlarıyla ölen masumlarla cennet dolup taşmak üzere eğer devam ederseniz size yer kalmayacak."

İki Arşın
Timur, hocaya takılmak için sormuş:
-Eşekle arandaki fark nedir?
Hoca, göz kararı ölçmüş Timur'la arasını ve "iki arşın var sultanım" demiş.

Fil
Timur'un verdiği fil köylüyü canından bezdirince Hocayla bir grup köylü yola koyulur fakat korkularından birer ikişer arkadan sıvışırlar derken Hoca Timur'un huzuruna yalnız çıkar ve:
- "Efendim verdiğiniz fil yalnız kalmasın bir tane daha gönderseniz köylü çok sevinir."

İsabet
Hoca, Timur'un huzurunda bir gün, ok atmadaki maharetinden bahseder. Timur, hemen yayla ok getirtir, buyurun der, dışarıya çıkarlar. Hedef dikilir.
Hoca, söylediğine pişman olur amma iş işten geçer. Yayı gerer, oku fırlatır. Ok, hedeften bir metre sağa gider. Hoca, işi bozuntuya vermeden Timur'a
- "Bizim sekbanbaşı, böyle atardı" der.
Bir ok daha atar, o da vızlayarak dağların yolunu tutar. Hoca, subaşı da böyle atardı" der.
Tesadüf bu ya, üçüncü ok, tam hedefe isabet edince Hoca:
- "Nasreddin kulunuz da böyle atar" der.

Yarışma

Akıllı Adam
Bir keşiş dünyanın en akıllı adamını bulmak için diyar diyar geziyormuş sıra Nasreddin Hoca'nın köyüne gelmiş ve köylülere sormuş.
- “Sizin köyün en akilli adamı kim?“ demiş. Köylülerde:
- “Nasreddin Hoca demiş.” bunun üzerine kesiş köy meydanında Hoca ile görüşmeye başlamış ve eline bir çomak almış yere bir daire çizmiş, Nasreddin Hoca da çomakla daireyi ortadan ikiye bölmüş, keşiş bir doğru daha çizerek daireyi dörde bölmüş,hocada dörde bölünmüş dairenin üç dilimine çarpı işareti koymuş, keşiş elleriyle aşağıdan yukarıya doğru hareket yapmış, Hocada yukarıdan aşağıya yapmış ve kesiş büyük bir hayranlıkla Hoca'yı tebrik etmiş. Olup bitenden bir şey anlamayan halk keşişe ne olduğunu sormuş keşiş de :
- “Bu adam gerçekten dünyanın en akıllı adamı, yere dünya çizdim o ortadan ekvator geçer dedi, ben dünyayı dörde böldüm o da dört de üçü sudur dedi, ben yerden buharlaşma sonucunda ne olur dedim o da yağmur yağar dedi.” Bu sefer hocaya neler olduğunu sorar halk Hoca da:
- “Bu adam oburun biri, yere bir tepsi baklava çizdi ben de yarısı benim dedim, daha sonra tepsiyi dörde böldü o zaman dört de üçü benim dedim, o da tepsi altından ateşi hafif hafif almalı dedi ben de üstüne fındık fıstık eklersek daha iyi olur dedim”

Ekmek ve Bilginler
Filozoflar, tefsirciler ve hukuk bilginleri, Nasreddin Hoca hakkında karar vermek için saraya çağrıldılar. Davası çok ciddi idi, zira Hoca imparatorluğun adı geçen âlimlerinin, bilgisiz, boşboğaz, şaşkın olduklarını köy köy dolaşarak ilân ettiğini etmişti. Devletin güvenliğini tehlikeye sokmaktan dava edilmişti.
- "İlk olarak sen konuş", dedi Padişah. Hoca:
- "Kâğıt kalem getirtiniz", dedi. Her ikisi de getirildi.
- "Onları ilk yedi âlim arasında paylaştırınız!" Olay şöyle devam etti.
- "Herkes şu soruyu kendi kendine cevaplandırsın: Ekmek nedir?" Bir müddet böyle geçti. Cevaplar padişahın eline verildi ve padişah onları okudu. İlk cevap şöyleydi:
- "Ekmek bir yiyecek maddesidir." İkinci:
- "Ekmek un ve sudur". Üçüncü:
- "Ekmek Allah vergisidir". Dördüncü:
- "Ekmek pişirilmiş hamurdur". Beşinci:
- "Ekmek kavramı çok anlamlıdır". Altıncı:
- "Ekmek besleyici bir maddedir". Yedinci:
- "Hiç kimse bunu çözemez". Demiş. Hoca
- "Şayet ekmeğin ne olduğuna karar verebilseydiniz başka şeylere de karar verebilirdiniz. Bu kafalara nasıl güvenebilir? Kendileri için her gün aldıkları bir şey üzerinde aynı fikirde olmadıkları halde, diğer taraftan benim suçlu olduğuma karar vermeleri çok acayip değil mi?"

Suçlular

Taşınma
Bir gece Hoca uyurken evine hırsız girer. Hırsız evde bulduğu işe yarar ne varsa alır evine götürür. Bunu gören Hoca'da geri kalan eşyaları aldığı gibi hırsızın evine götürür. Hırsız hayretle sorar:
- “Evimde bu saatte ne arıyorsun?” Hoca gayet sakin:
- “Oğlum biz bu eve taşınmadık mı?”

Sahibiyim de
Hoca, bir gece gürültüyle uyanmış. Bakmış, bir hırsız eşyaları topluyor. Adamdan korkmuş. Sesini çıkartmamış. Ama peşine de düşmüş. Az sonra, durumu fark eden hırsız, kızgınlıkla sormuş:
- “Beni neden takip ediyorsun bakayım?” Hoca, sakin, pişkin yanıtlamış.
- “Taşıdığın evin sahibiyim de”

Gerçek Hırsız
Hoca'nın evine hırsız girmiş. Hoca, usulca sezdirmeden hırsızın papuçlarını saklamış. Hırsız, aramış, taramış, çalacak bir şey bulamamış. Çıkarken bakmış ki ayakkabıları yok. Ne yapsın yalın-ayak sokağa fırlamış. Hoca, tam bu sırada “tutun, hırsız var” diye bağırmaya başlamış. Hırsız gelenlere “insaf edin yahu” demiş, “eve giren benim amma papuçlarımı çalan kendisi, gerçek hırsız odur.”

Dilenci
Günlerden sıcak mı sıcak bir yaz günü ıssız sokaklardan birinde bir dilenci, “Allah rızası için bir sadaka...” deyip geziyormuş.
Hoca da kışın geleceğini düşünerek böyle sıcak bir yaz gününde dama çıkmış, kan ter içinde kırılan kiremitleri yenileriyle değiştiriyormuş.
Bu sırada kapı çalınmış. Hoca bakmış ki, tanımadığı biri. Daha ne istediğini sormaya meydan kalmadan, adam: “Hocam biraz aşağıya iner misiniz. Mühim bir şey söyliyeceğim” diye seslenmiş.
Bunun üzerine Hoca, yüzünden akan terleri silerek “Mühim olan şey de ne ola” diye merak edip merdivenden aşağıya inmiş.
İnmiş ama, karşısındaki yabancı elini uzatıp, “Hoca Efendi, Allah rızası için bir sadaka...” demiş.
Hoca kendisini kandırıp damdan aşağıya indiren bu dilenciye çok kızmış. Fakat kızdığını belli etmemiş. Merdivene doğru yürüyüp, “Hele bir yukarıya çıkalım da” diye cevap vermiş.
Dilenci, dama çıkarken Hoca'dan daha fazla birşeyler kopartmak düşüncesiyle, “Hocam, Allah seni kazadan belâdan korusun” gibi laflar söylemeye devam etmiş.
Hoca, dilenci ile kırk ayak merdiveni tırmandıktan sonra da adama dönüp: “Şimdi ödeştik babalık, haydi bakalım Allah versin!” demiş.

Hırsızın Bunda Hiç Suçu Yok Mu?
Günün birinde hırsızın biri Nasreddin Hoca'nın evine girmiş ve ne bulduysa hepsini yanına almış gitmiş. Hoca'nın arkadaşları evi yalnız bıraktığı ve kapıyı kapamadığı için ona katıla katıla gülmüşler. Nasreddin Hoca buna daha fazla dayanamamış ve:
- "Pekâla, pekâla! Ben suçluyum ama hırsıza ne oluyor? Onun bunda hiç suçu yok mu?" demiş.

Çok Kolay
Hoca bir defasında yatakta mışıl mışıl uyurken, karısı ona heyecanla vurur:
- “Hoca, Hoca! Damda birisi var. O mutlaka bir hırsızdır.” Hoca şöyle cevap verir:
- “Hırsız gelsin. Değerli bir şey bulursa elinden alması kolay.”

Pis Kuzgun
Hoca bir gün karısıyla, göl başında çamaşır yıkamaya gitmiş. Çamaşırları yığıp işe başlayacakları sırada bir kara kuzgun gelip sabunu kapmış ve uçup gitmiş. Karısı, “yetiş efendi, sabunu kuzgun kaptı” diye feryâdı basmış. Hoca, bir şey yapmaya imkân olmadığını anlayıp,
- “Telâşlanma karıcığım baksana, kapkara üstü-başı, o bizden kirli, varsın temizlensin!”

Ben De Senin Gibi Düşünüyorum
Nasreddin Hoca günlerden bir gün bahçeye giderek orada ne bulduysa karpuz, kavun, havuç, şalgam koparıp çuvala doldurmuş. Tam iş başındayken bahçıvan ona doğru gelmiş:
- “Burada ne arıyorsun?” demiş.
Hoca şöyle cevap vermiş:
- “Geceki korkunç fırtına beni buraya attı.”
- “Öyle mi? Ya bunları kim kopardı?”
- “Nasıl fırtına beni oradan buraya kadar fırlattıysa kendisine tutunduğum şeyler de elimde kaldı.” Bahçıvan:
- “Peki bunları çuvalına kim doldurdu?”
Hoca hayret ederek şöyle der:
- “Ben de sizin düşündüğünüz şeyi düşünüyorum.”

Eğitim

Damdan Düşen Gelsin
Hoca eninin çatısını aktarırken dengesini kaybedip yere düşer. Tüm ahali etrafına yığılıp ne yapabileceklerini tartışırken, Hoca:
- “Bana damdan düşen birini getirin.” demiş.

Şunu baştan söylesene
Nasreddin Hoca tarlasında çalışırken oradan geçmekte olan birisi sormuş:
- "Bey Amca! Falan köye kaç saatte gidebilirim?" Hoca, bu soruya hele biraz yol al bakalım demiş. Adam aynı soruyu üç kere tekrarlamış; ama farklı bir cevap alamayınca yoluna devam etmiş. Biraz yürüdükten sonra arkadan Hocanın:
- "Evlat, gel!" dediğini işitmiş. Adam gelince de Hoca soruyu şu şekilde cevaplandırmış:
- "Sen tam üç saatte oraya varırsın," demiş. Adam sinirli bir şekilde
- "Be bey amca! Madem biliyordun, şunu baştan söylesene," deyince, Nasreddin Hoca şöyle savunmuş kendisini:
- "İyi de, ben senin nasıl yürüdüğünü nereden bilebilirim ki."

Adam Olmak
Bir gün Hoca'nın bulunduğu bir sohbette sormuşlar:
- "Hocam, adam olmanın yolu nedir?"
Hoca düşünceli düşünceli, başını bir o yana bir bu yana sallayarak
- "Söyleyen olursa dinlemeli, dinleyen olursa söylemeli"

Kıymetli varlık
Nasreddin Hoca'ya bir gün şöyle bir soru sormuşlar:
- “İnsanın dünyada sahip olduğu en kıymetli şey nedir?”
Hoca:
- “Vücut, demiş ve eklemiş. Hakikatte ise o da insanın değil, doktorların elindedir”

Parayı Veren Düdüğü Çalar
Hoca bir gün pazara gitmek için yola koyulmuş. Az sonra çocuklar önünü kesmiş. Hoca, bize pazardan düdük al diye bağrışmışlar. İçlerinden biri çıkıp, parasını uzatmış. Pazar dönüşü aynı çocuklar yine hocayı çevirmişler. Hoca, para veren çocuğa düdüğü uzatmış, tam ayrılıyormuş ki! Bütün çocuklar bağırmış; "Hani bana, hani bana". Hoca çocuklara dönüp:
-"Parayı veren düdüğü çalar", demiş.

Zehirli Baklava
Hocaya bir tepsi baklava verilir fakat okuldan acilen çıkar ve çıkarken de öğrencilere tembihler sakın ha yemeyin benim düşmanlarım bana zehirli hediye getirmiş olabilirler diye. Hoca'nın yeğeni de oradadır ve çıkmasından hemen sonra hocanın baklavasını yer. Hoca gelince de: -"Şey, bana verdiğin iş çok zordu. Hiç birini yapamadım. Senin çok kızgın ve ailemin hayal kırıklığına uğrayacağını biliyordum. öyle utandığımı hissettim ki, yapılacak tek şeyin,..., hayatıma son vermek olduğuna karar verdim...
Hoca da:
-"Yapmış olduğun işe bir bakmam için sadece ertelenmiş bir cezadır."

Tıp Bilgisi
Hoca'ya "tıp bilir misin" demişler.
-"Bilirim" demiş, "hem de şöyle ifade ederim."
- "Ayağını sıcak tut, başını serin, Kendine bir iş bul, düşünme derin."

Arapça Öğretiyor
Hoca bir gün bir komşusu Arapça öğrenmek istediğini duyar. Hoca derse başlar ve komşusu da şöyle bir soru sorar:
- “Hocam, Arapça da soğuk çorba ne demek?” O anda cevabı aklına gelmeyince:                     - “Haa, evet! Onu öğrenmen gerekmez. Sen hiçbir zaman soğuk çorba içmezsin. Bunun dışında da Araplar çorbalarını soğuk içmezler” diye cevap verir.

Her Duyduğuna İnanma
Günün birinde Hoca öğrencileri ile beraber bir gezi yapıyormuş. Yolda da kendisi hakkında bir şeyler söylüyormuş. Öğrencilerine öğüt vermeye başladığında:
-“Her duyduğunuza inanmayın! Ben de bir şey duydum ama doğru olup olmadığından emin değilim. Fakat bana öyle geliyor ki, bu pek mümkün değil”, demiş.
- “Bunu bize ispatlayabilir misin?” diye aralarından biri sormuş. Hoca:
- “Tabi seve seve oğlum. Geçenlerde birinden öldüğümü duymuştum”

..son

Sağken
Hoca damdan düşmüş baygın halde yatarken karısı gelir ve öldü sanarak tabuta koyup mezarlık yoluna koyulurlar. Yol ayrımına gelince hangi yoldan gideceklerini tartışırken Hoca tabuttan konuşur: "Ben sağken şu taraftan yürürdüm". Koro yankılanır: "O ölmedi yaşıyor, dünyamıza neşe, kahkaha saçıyor".

Zaten
Nasıl olduysa Hoca eşeğinden düştü. Çocuklar etrafına toplandılar. Kıkır kıkır gülüşüp alay etmeye başladılar. Hoca:
- "Aman çocuklar, bu kadar gülecek ne var? Ben zaten inecektim."

Kurtarma
Hoca ne kadar uğraştıysa da bir türlü ata yardım alamadan binemeyince "hey gidi gençlik" der ve yola revan olur. Halktan uzaklaştıktan sonra, kendi kendine:
-"Senin gençliğini de biliriz ama neyse"

Dünya Kaç Arşındır?
Meraklılar çok!.. Birisi, Hoca'nın karşısına dikilmiş:
- Hocam, çok merak ettim; bunu bilse bilse bizim Hoca Efendi bilir, dedim.
- Neymiş o, bakayım!..
Hoca, o sırada oradan geçmekte olan cenazeyi işaret etmiş.
- Bunu git de tabutun içindekine sor. Dünyanın kaç arşın olduğunu ölçmüş, biçmiş de gidiyor işte!... demiş.

Hasta Ziyareti
Hoca, ağır hastadır; artık evine gidip gelenlerin haddi hesabı olmaz. Hoca, bunalmağa başlar, fakat kimseye de “kalkın, gidin!” diyemez. Hele bir ziyaretçi kafilesi, Hoca'nın yanında oturur da oturur. Nihayet giderken içlerinden biri:
- Hoca, bir isteğin var mı? Allah geçinden versin ama bir vasiyetin falan!...
Deyince Hoca, fırsat bu fırsattır diye düşünür:
- Evet, bir vasiyette bulunacağım size: Bir hasta ziyaretine gidince yanında oturup kalmayın!... der.

Vasiyet
Hoca, bir ara çok hastalanır. Komşu kadınları kendisini sık sık yoklamağa gelirler. Hoca'nın iyileşmeye yüz tuttuğu günlerde ziyaretine gelen kadınlardan biri lâtife olsun diye şöyle bir soru sorar:
- “Hoca Efendi, Allah geçinden versin ya, şayet bir gün ecelin gelir de seni kaybedersek arkandan ne diye yas tutalım? “ Hoca, bu sorudan pek hoşlanır:
- “Kadınların sohbetine doyamazdı, diye yas tutarsınız!”

 

www.celtik.net